| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
58 "sağlık" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"sağlık" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Göz altı morlukları için yapılması gerekenler


Standart Göz altı morlukları için.
Uykusuzluk, moral bozukluğu, aşırı sigara ve içkinin yol açtığı göz altı morlukları, bayanların büyük dertlerinden biri...

Güzellik peşinde koşan bayanlar da, göz altı morluklarını gidermek için pahalı göz kremlerine ve maskelere başvurmak zorunda kalıyor.

Ancak günlük yaşamda yumurta, susam, havuç, deniz yosunu ve yeşil çaydan oluşan beş yiyeceğin alınmasına önem verirsek, göz kremleri ve maskelere fazla ihtiyaç duymadan göz altı morluklarına kolayca "güle güle" diyebiliriz.



Yumurta: Yumurtanın içerdiği zengin protein, hücrelerin yenilenmesini sağlar. Bundan dolayı günde iki yumurta, göz altı morluklarının oluşmasını önlemek için belli bir etkiye sahiptir.



Susam: Siyah susamın saçların beyazlamasını engellediği ve parlak kalmasını sağladığı yaygın olarak bilinirken, göz altı morluklarını gidermeye de yararlı olduğu az biliniyor. Susam, göz bebeği ve göz kaslarını besleyen E vitamini içerdiği için, göz altı morluklarının oluşmasına karşı etkilidir.

Susamın yanı sıra, zengin E vitamini içeren diğer yiyecekler arasında yer fıstığı, ceviz
Havuç: Göz bebeği ve göz kaslarını besleyen E vitamininin yanı sıra, A vitamini de aynı etkiye sahip. Havuç da A vitamini bakımından en zengin yiyecektir. A vitamini ayrıca, görme kabiliyetini, özellikle de karanlıkta görme kabiliyetini artırır.


Deniz yosunu: Demir, hemoglobin üretilmesi için en önemli öğelerden biridir. Dolayısıyla demir takviyesi hemoglobin seviyesini yükselterek, hücrelere oksijen ve besin aktarma gücünü artırır. Deniz yosunu, zengin demir içermesinden dolayı göz altı morluklarını hafifletir.


Yeşil çay: Yeşil çay içmek, bilgisayardan yayılan radyasyonunun yol açtığı göz altı morluklarını gidermeye yardımcı olur. Bunun yanı sıra, yeşil çay uygulanarak göz altı morlukları hafifletilebilir.

Kullanılmış ve buzdolabında bir süre bekletilmiş poşet yeşil çayı göz çevresinde 20 dakika beklettiğinizde, gözaltı morluklarının hafiflediğini göreceksiniz.

Domates meyve midir yoksa sebze midir?

Genellikle meyveler çiğ olarak (tabii yıkandıktan sonra),sebzeler ise pişirildikten sonra yenilir. Bu da bazı yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarına dair karışıklıklara yol açar. Örneğin domates salatada çiğ olarak yenilebilir, bunun yanında tencere yemeği olarak dolması da yapılır. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kanının ikincisi olmasına rağmen aslında domates bir meyvedir.
Çarşı, pazar anlayışına göre, tabiatta bulunduğu şekilde yenilen ve tadı tatlı olan yiyecekler meyvedir. Çarşıda, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarında bulunur.
Ancak bilim insanları, yani botanistler, sebze-meyve ayırımını böyle yapmıyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çoğunluğunu çekirdek diye adlandırdığımız, kendi tohumu veya tohumlan bulunan yiyecektir. Bu tanıma göre kayısı, şeftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalık (hıyar) ve benzeri gıda maddeleri teknik olarak meyvedir. Yani kısaca çekirdeği olan tüm yiyecekler meyvedir. Geriye kalanlar, yani patates, havuç, şalgam, soğan, sarımsak gibi bitki kökleri, lahana, marul gibi bitki yapraklan, hatta aslında bir çiçek olan karnabahar bile birer sebzedir.
Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin değişik kısımlarını yeriz. Örneğin, maydanoz yetiştiği bitkinin yaprak kısmı iken, karabiber ağacın meyvesi, tarçın kabuğu, susam ise bitkisinin tohumudur.

Akciğerin Yapısı - Akciğerin Görevleri

AKCİĞERLER(Pulmones)
Akciğerler göğüs boşluğunda yüreğin sağ ve solunda az çok piramit şeklinde olan solunum organlarıdır. Taban kısımları diyaframın üzerine oturmuştur. Göğüs çeperine bakan yüzeyleri dış bükey, yüreğe bakan iç yüzeyleri ise iç bükeydir. Akciğerlerin dış yüzeyi düzgün ve parlak olup bu parlaklık akciğerleri örten palevranın visceral yaprağındandır. Rengi, yeni doğmuş çocuklarda esmer-kırmızı, gençlerde pembe, ergin ve yaşlılarda ise pembe-mavimtıraktır.İnsan yaşlandıkça akciğerlerin yüzeyinde bir takım pigmentler belirir. Bunlar solunum sırasında akciğerlere kadar giren yabancı cisimleri meydana getirdikleri oluşuklardır.

Akciğerlerin ortalama olarak yükseklikleri,omurga tarafındaki kenarlarında 25cm olup önden arkaya olan kalınlıkları tabanda 16cm ,genişlikleri ise yine tabanda sağ akciğerlerin 10cm,sol akciğerlerin 7cm dir.Yüreğin sol akciğer üzerine yaptığı Basınçtan dolayı bu akciğer küçük kalmıştır.Sağ akciğer,sol akciğerden 1/5 veya 1/6 kadar büyüktür .Ayrıca sağ akciğer karaciğerin sağ lopunun yaptığı kabarıklıktan dolayı sol akciğere nazaran biraz yukarıdadır.Yine bu akciğer üzerindeki iki yarıkla üç lopa ayrılmıştır.Sol akciğer ise bir tek yarıkla iki lopa ayrılmıştır.

Akciğerlerin Hacmi yaşa, şahsa ve cinse göre değişir .Ağırlıkları yetişkin bir erkekte 1300gr olup bunun 700gr mı sağ ,600gr mı sol akciğere aittir .kadınlarda ise sağ akciğer 550gr,sol akciğer 450gr kadardır.İçerisinde Hava bulunan akciğerler daha hafiftir.Yeni doğmuş ölü bir çocuğun akciğerlerinin nefes almamış olduğu suya atılarak anlaşılır.Eğer nefes almış ise Suyun yüzeyinde kalır .Almamış ise suyun dibine çöker.

Akciğerler yumuşak olduğundan parmakla basılınca çökertilebilir.Üzerlerinde fazla Basınç yapılırsa Alveol keseciklerinin yırtılmasından dolayı bir çıtırtı duyulur. Bu taktirde hava kabarcıkları plevranın akciğerleri örten yaprağı Altına gözle görülebilir.Akciğerler kolay yırtılmazlar. Bu nedenle, Alveolleri dolduran Havanın Basıncına mukavemet ederler.

Akciğerlerin Yapısı
Akciğerleri dıştan seroz yapıda olan çift katlı plevra zarı örter.Her akciğerin ayrı bir plevrası vardır. Plevranın dış katı göğüs çeperine yapışmıştır.Bu kat parictal yapıda olduğundan parictal plevra adını alır. Plevranın diğer katı akciğerlerin yüzeyini örter. Buna da visceral veya pulmonal plevra denir. Bu iki yaprak ayrı olmayıp akciğerleri hilus kısmında birbirleriyle birleşirler. Ayrıca bu iki yaprak iç içe olduğundan birbirleriyle sıkı temas halinde olup aralarında plevra boşluğu bulunur. Her akciğerin ayrı bir plevrası olduğundan aynı şekilde her bir akciğerin etrafında ayrı bir plevra boşluğu bulunur. Bu boşlukta akciğerlerin hareketini kolaylaştıran bir Sıvı vardır.

Plevranın göğüs boşluğunu örten parictal yaprağı ,üzerini örttüğü bölgelere göre isim alır.İnce ve saydam olan visceral yaprak ise akciğerlere sıkıca yapışmıştır.Hatta bu yaprak lopcuklar arasındaki hücresel doku ile de irtibattadır.Visceral plevranın serbest olan dış yüzeyi parietal ile temas halinde olup parlak ,düzgün ve kaypaktır.

Akciğerlerin her bir lopu altıgen piramit şeklinde 1cm3 hacminde küçük lopcuklara ayrılmıştır.Lopcukların bazıları akciğerin yüzeyinde,bazıları ise derinliğindedir.Yüzeyde olanlar piramit şeklinde olup tabanları akciğerlerin yüzeyinde çok köşeli olarak görülür.Tepeleri ise hilusa doğrudur.Derinde olan lopcukların şekilleri değişiktir.Her bir lopcuk küçük ve başlı başına bir akciğerciktir.

Lopcukların,üzüm salkımına benzeyen hava keselerine(acinus) ayrılmışlardır.Hava keseleri de ampül şeklinde keseciklere ayrılmıştır.Bütün lopcuklar birbiri üzerine düzensiz bir şekilde yığılmışlardır.Yalnız bunları birbirinden ayıran esnek bir katılgan doku mevcuttur.Yani,her lopcuk kan damarları ve bronşların kolları ile sinirlerden yapılı katılgan bir doku ile çevrilidir.Lopcukların içerisine giren bronş kolları 50-60kadar küçük kollara ayrılır.Çapları 1/10mmolan bu kollara bronşcuk adı verilir.

Bronşcukların yapısında da bronşlarda olduğu gibi iki tabaka bulunur.Bunlardan biri, yine kıkırdak ,kas ve zardan yapılı olan iç tabakadır.Dış tabakada bulunan ve tam olmayan kıkırdakcıkların arsında fibroz bir lam vardır.Bronşcuklardaki kıkırdaklar plaklar,halinde ve gelişi güzel durumdadırlar.Bu kıkırdak plaklar,bronşcukların çapları küçüldükçe seyrekleşir,ve 1mm çapındaki bronşcuklara gelince kıkırdaklar tamamen kaybolurlar ,nihayet ,sadece fibroz bir yapıda olan zar tabakası kalır.Bunun yapısında da kas lifleri bulunur.Mukoza dan ibaret olan iç tabaka bronşcuklar küçüldükçe incelerek Alveoller de tek bir epitalyum tabakasına kadar indirger.

Bronşcuklar muntazam olmayan boşluklara açılırlar.Bu boşluklardan,3mm uzunluğunda 40 mikron genişliğinde birçok kanallar çıkar.Bu kanalların çeperleri girintili çıkıntılıdır.Burada hem birbirine hem de kanal boşluğuna açılan bir takım keseciklerin çapları 0,2-0,3mm,sayıları da 750 milyon kadardır. Alveollerin çeperleri yalın kat epitelden yapılmıştır. Etraflarında Gaz alışverişini sağlayan kılcal damarlar bulunur. Alveollerin toplam yüzeyi 48m2 dir.İçerleri hava ile doludur.Kılcal damarların bu kesecikler etrafındaki toplam yüzeyi ise 150m2 kadardır.Akciğerlerin özgül ağırlığı da 0,5gr/cm3 dür.

AKCİĞER HASTALIKLARI

ZATÜRE(PNÖMONİ)
Pnömoni, akciğerlerin iltihaplı hastalığı olarak tanımlana bilir.bebek ölüm hızının binde yüz dolaylarında,beş yaştan küçük çocuk ölümlerinin tüm ölümlerinin tüm ölümlerin yarısını oluşturduğu ülkemizde hastalığın önemi daha büyüktür.Çünkü,bu ölümlerin en başta gelen sebebi pnömonidir.Herkes her yaşta pnömoniye yakalana bilir.Ama çocukluk yaşlarında daha sık görülür.Ayrıca çocukluk ve yaşlılıkta daha ağır seyreder.

Soğuk, pnömoniyi hazırlayıcı bir faktördür.Bu nedenle pnömoni kış mevsiminde diğer mevsimlerden daha sık görülür.Soğuk bölgelerde de diğer bölgelere oranla daha çoktur. Erkekler ve kadınlar pnömoniye benzer duyarlılıktadır, yani yakalanmalarında fark yoktur. Sosyo- ekonomik durumu iyi olmayan kişilerde hastalık sık görülür ve ağır seyreder.

Aslında pnömoni , teşhisi ve tedavisi kolay bir hastalıktır. Ülkemizde en önemli ölüm sebebi olması , çocuklarda Beslenme bozukluğunu sık görülmesi , pnömoni tanı ve tedavisinde geç kalınmasındandır. Bir başka değişle , pnömoni bebekler için tehlikeli bir hastalıktır, pnömoni şüphesi olanlar özellikle bebekler hekim tarafından muayene edilmelidir.

PNÖMONİ NASIL MEYDANA GELİR?
Pnömoni çok çeşitli etkenlerle meydana gelir.Virüsler,bakteriler,mantarlar,barsak parazitleri,akciğerlere kaçan yağlı Maddeler,besinler ve bazı zararlı maddeler pnömoniye sebep olur.Sayılan bu mikroplar,genellikle hasta ve taşıyıcıların solunum sistemi salgılarında bulunur.Bu mikropların tükürük ,salya ile etrafa yayılması ve sonuçta akciğerlere ulaşması ile de pnömoni meydana gelir.

Mikroorganizmaların akciğerlere ulaşması ayrıca şu yollarla ola bilir.

a)Damlacıklarla:Öksürük,aksırık,konuşma sırasında mikroorganizmayı taşıyan damlacıkların sağlam kişilerin solunum sistemine girmesi.

b)Hava yolu ile:Mikroorganizmaları taşıyan hava ile solunum sırasında.

c)Toza bulaşmış eşyalar ile nömoni mikroorganizmalarından herhangi biri ile bulaşmış,havlu,mendil,bardak,kaşık,çatal vb. eşyaları kullanmakla.

d)Parazitlerle olan pnömoniler ise,kirli içecek ve yiyeceklerle.

e)Vücudun herhangi bir yerindeki bir mikrobun kan veya lenf yolu ile akciğerlere gelmesi şeklinde olabilir.

PNÖMONİNİN BELİRTİLERİ
a)Ateşnömoni genellikle ateşli bir hastalıktır.Ancak bebeklerde,ateş olmadan da hastalık olabilir.

b)Öksürük:Çocuklar ve yetişkinlerde öksürük vardır.Ateş,nezle,öksürük bazen ilk belirtilerdir.Bebekler balgam çıkaramazlar.

c)Solunum Güçlüğüakikadaki solunumun sayısı artmıştır.Bu özellikle bebeklerde belirgindir.Sık soluk alıp verme yanında,solunum hırıltılıdır.Akciğer havalanmasının yetersizliği sonucu dudaklarda syanoz(morarma) görülür.Burun kanatlarının solunuma katılmasından dolayı nefes alırken burun açılıp kapanır,yine solunum sırasında kaburga araları içeri çekilir.

d)Bebekler de,iştahsızlık,emmeme,huzursuzluk,devamlı ağlama,inleme ve soluk renk görülür.

PNÖMONİDEN KORUNMA
Yeterli ve dengeli Beslenmenin sağlanması.
Kişinin hijyen koşullarının sağlanması.
Çocukların boğmaca ve tüberküloz aşılarının yapılması.
Kişide pnömoniyi meydana getiren hazırlayıcı faktörlerin düzeltilmesi ile pnömoniden korunmak mümkündür.
Toplumun sosyo-ekonomik durumunun yükseltilmesi,konut başta olmak üzere hayat şartlarının düzenlenmesi.

PNÖMONİYE KİMLER DAHA KOLAY YAKALANIR
*Küçük bebekler,çocuklar ve yaşlılar;
*Beslenme bozukluğu olanlar,kansızlığı,raşitizmi olanlar,
*Akciğerlerinde kronik bir hastalığı olanlar,
*Bakım yetersizliği olan çocuklar kolay yakalanırlar,
*Doğuştan bazı anomalileri olanlar(akciğer,ağız,kalpte sakatlıklar)

PNÖMONİDE TEDAVİ
Pnömoni evde ya da hastane de tedavi edilebilir.Evde tedavi olan hastalara uygun ısı ve nem’ de ki bir odada yatak istirahatı yapmalıdır.Odada buhar yapılmasının yararlı olduğu unutulmamalıdır.

sigara dumanı başta olmak üzere odada toz ve duman olmamasına özen gösterilmelidir.Hastaya yutması kolay sıvı yiyecek verilmelidir.Hastaya yeterli Protein verilmelidir.

VEREM(TÜBERKİLOZ)
Verem,Robert KOCH tarafından bulunduğu için Koch basili olarak bilinen bir mikrop tarafından meydana getirilen bulaşıcı bir hastalıktır.Ancak,bir kişinin vereme yakalanmasında Verem basilinin yanı sıra,sosyal ve ekonomik şartların da rolü vardır.Çünkü verem kötü çevrede yaşayanlarda ,kalabalık ailelerde,temizlik kurallarına dikkat etmeyen,eğitimsiz kişilerde daha fazla görülür.

Verem,genellikle hava yolu ile bulaşır.Veremlilerin öksürükleri ile saçtıkları damlacıklardaki basiller doğrudan sağlam insanlara bulaşabilir.Havada uzun süre asılı kalabilen her damlacıkta 1-2 adet basil bulunmaktadır.Bu basiller özellikle,sinema,bar,kahvehane gibi loş ve kapalı yerlerde uzun süre asılı olarak kalırlar.Güneş ışığı giren yerlerde ise 1-2 Saat içinde ölürler.Her verem hastası hastalığı yaymaz.Etkili bir tedavi alan hastalar basil yaymazlar.Akciğer dışındaki organlarda da verem olabilir.Fakat buralardaki verem cerahat akıntısı olmuyorsa başkasına bulaşmaz.

Veremin bir diğer bulaşma yolu da verimli ineklerin sütlerinin içilmesi ya da bu sütlerin ürünlerinin yenilmesidir.Ancak bu sütler kaynatılır veya pastörize edilirse Koch basili ölür.

Mikrop vücutta bütün doku ve organlara yerleşip hastalık meydana getire bilir.Ancak,en çok görülen şekli akciğer tüberkilozudur.Veremin belirtileri,hastalığın değişik organ ve dokularda yerleşmesi nedeniyle farklıdır.Ancak en sık görülen akciğer vereminin başlıca belirtileri olarak,öksürük,gece terlemesi,kilo kaybı,iştahsızlık,balgam çıkarma,ateş,göğüs ağrısı sayılabilir.Verem mikrobu beyin zarlarında yerleştiğinde yüksek ateş,baş ağrısı,kusma,ense sertliği gibi menenjit belirtileri meydana gelir.Eklemlerde hastalık yaptığında eklem şişer ve ağrır.

Verem hastalığının teşhisi,klinik muayene,röntgen ve diğer laboratuar tetkiklerine dayanılarak yapılır.Bir tüberkilozun genellikle 5-10 kişiye hastalığı bulaştırdığı kabul edilmekle beraber,teşhisi uzun süre geciken bir hastanın yüzlerce kişiye hastalığı bulaştırması da mümkündür.Ayrıca,hastalığın teşhisi geciktiğinde tedavisi de güçleşir.Bu yüzden hastalığın”erken teşhisi” önemlidir.

TEDAVİSİ
Etkili tüberkiloz ilaçları bulunmadan önce tüberkiloz tedavisi daha çok hastaların temiz havalı yerlerde dinlenme ve beslenmeleri suretiyle bünye dirençlerinin arttırılması esasına dayanıyordu.Ayrıca,hasta dokular hareketsiz duruma getiriliyor veya cerrahi yola çıkarılıyordu.Günümüzde ise,verem haslığının tedavisi,etkili pek çok ilaçla yapılmaktadır.Ancak,veremin tedavisi,diğer bulaşıcı hastalıklardan daha uzundur;aylar,bazen yıllarca sürebilir.düzenli ve yeterli süre tedavi önemlidir.

KORUNMA
a)Verem’ den korunmada,insanların hastalığın mikrobu ile karşılaşmalarını önlemek temeldir.Bunun en etkili yolu ise hastaların erken teşhislerinin yapılıp,düzenli ve yeterli süre,tedavi edilmeleridir.Ancak çoğu zaman hastaların yakın temaslarına hastalığın bulaşması önlenememektedir.Bu yüzden mikrop kapmaları önlenemeyen kişileri ilaçla koruma,bunların yeni hastalık kaynağı oluşturmalarını sağlamak gereklidir.

b)BCG aşısıyla korunmaek çok ülkede kullanılmaktadır.BCG aşısı;sığır tipi tüberküloz basilinin hastalık yapma gücünün zayıflatılmasıyla ilk defa 1923 yılında üretilmiştir.Calmette ve Guerin ‘in geliştirmiş olduğu bu aşının,1940’lı yıllarda yaygın olarak kullanılmasıyla birçok ülkede verem görülme sıklığı azalmıştır.Ülkemizde de vereme karşı,tüm bebeklere doğumdan sonra BCG aşısı yapılmaktadır.Araştırmalar aşının yaklaşık %80 oranında koruyuculuğu olduğunu göstermektedir.Bu koruyuculuğunun devam edip etmediği ön koldan yapılan bir deri testi ile kontrol edilebilmektedir. Bu testin sonucuna göre bazı kişilere BCG aşısının yeniden yapılması gereke bilir.

c)Hastalıktan korunmada,Sağlıklı bir yaşam biçiminin ve yeterli beslenmenin sağlanması da önem taşır.Ayrıca hastalığın belirtileri,bulaşma yolları,tedavi ve korunmada yapılması gerekenler konusunda toplum eğitilmelidir.

BOĞMACA
Boğmaca,solunum yollarında meydana gelen ve çocukluk çağında sık görülen bir hastalıktır.Etkeni boğmaca mikrobudur.Mikrob,hastaların öksürük,aksırığıyla etrafa yayılır.Bu mikrobu alan sağlam kişilerde,7-15 Gün gibi,bir kuluçka döneminden sonra hastalık,kuru,kısa ve geceleri artan bir öksürükle başlar.Öksürük tedaviye rağmen devam eder ve giderek artar.Hafif bir ateş olur.Bir-iki hafta sonra,özellikle geceleri ortaya çıkan,öksürük nöbetleri meydana gelir,bu nöbetler sırasında çocuk bir süre nefes alamaz ,dudakları morarır ve boğulur gibi olur.Bunu sesli ve derin bir soluk alma izler.Genellikle çocuk solunum yolundaki balgamı çıkarıncaya kadar öksürük devam eder ve bu arada sıklıkla kusma olur.Öksürük nöbetleri Günde 8-50 defa olabilir.

Nöbetlerin ağırlığı ve sıklığı,çocuğun sinir sistemiyle de ilgilidir.Bu dönemde boğmacalı çocuğun yüzü ve göz kapakları şiş,gözleri kılcal damarlardaki kanamalardan dolayı kırmızıdır.Öksürük nöbetleri sırasında solunumun yapılamaması ve kanın oksijenlenmesinin bozulmada,beynin zarar görmesine sebeb olacağından bebeklerde önemlidir.Bu dönem birkaç Günden bir aya kadar devam eder.Bundan sonra öksürük nöbetleri hafifler ve sayısı azalır.Öksürük sırasında artık morarma ve kısma olmaz,iştah düzelir.Bu durum 2-6 hafta sürebilir.

BOĞMACANIN TEDAVİSİ
Boğmacanın tedavisi antibiotik denilen ilaçlarla yapılır.Ayrıca hastanın sakinleştirilmesi ve bulunduğu ortamın havasının temiz ve nemli olması tedavi açısından önem taşır.

KORUNMA
Korunma,aşı ile sağlanabilir.Boğmaca,Difteri,Tetanoz karma aşısı,doğumdan sonra,iki aylık çocuklara belli aralıklarla üç defa ve bir yıl sonra da tekrarı(rapel) yapılır.Ayrıca, çok küçük bebekler başta olmak üzere çocukların öksüren hastalardan korunması önemlidir.

Yetenek genleri nedir - Yetenek genlerinin Özellikleri

Genler üzerinde yapılan son araştırmalar, insanlarda yetenek genlerinin, erkeklerin annelerinden aldıkları X-kromozomunda bulunduğunu ortaya çıkardı. Alman Ulm Üniversitesi bilim adamlarının yürüttükleri araştırmada, X-kromozomunda çok sayıda yetenek geninin bulunduğunu saptadılar. Ancak Y-kromozomunda yetenek genlerinin varlığına rastlamadılar.

Bu bulgunun, neden özürlü veya aşırı yetenekli insanlar arasında erkeklerin çoğunlukta olduğu sorusuna bir cevap olabileceği söyleniyor. Erkeklerde yalnızca bir X-kromozomu bulunduğundan, her yetenek geninin, ama aynı zamanda her gen bozukluğunun da doğrudan kendini gösterdiğini söyleyen bilim adamı, iki X-kromozomu taşıyan kadınlarda ise iki kat daha fazla gen olduğunu, bu genlerin birbirlerini nötrlemeleri ihtimalinin bulunduğunu kaydedildi.

genetik olarak bakıldığında, evrimin yükünü erkeklerin taşıdığı belirtiliyor. Yeteneğin çok sayıda gen ve çevre faktörleri ile belirlenen, son derece kompleks bir özellik olduğu ve cinsiyet kromozomu olmayan kromozomlarda da, X-kromozomunda bulunanların üçte biri oranında yetenek geni olduğu kaydedildi

Kan Uyuşmazlığı nedir - Kan uyuşmazlığının Tedavisi

Kan uyuşmazlığı genel kanının aksine karı koca arasında değil, gebelik döneminde anne ile karnındaki bebeği arasında söz konusu olabilen normal dışı bir durumdur. Hangi kan grupları arasında ve nasıl bir uyuşmazlık olduğunu anlatmadan önce kan gruplarını tanımlamak gerekir. Kanımızda Oksijen taşımakla görevli kırmızı kan hücrelerinde bulunan Proteinler esas alındığında klasik olarak dört ana kan grubu tanımlanır "A" "B" "AB" ve "O" grubu Bir de "Rh" söz konusudur. Birey, "D" proteinine sahipse Rh Pozitif (+) değilse Rh Negatif (-) olarak ifade edilir. Rh (-) kişilerin vücudunda D Proteini hiç yoktur ve bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir Maddedir.

Normal koşullarda hamilelik döneminde anne ve bebeğin kanları birbirine karışmadan plasenta (eş) aracılığıyla Oksijen, Karbondioksit ve besi öğelerinin karşılıklı alışverişi gerçekleştirilir. Anne Rh (-) bebek Rh (+) ise ilk gebelikte herhangi bir sorun olmaz. Bebek doğarken zedelenen damarlardan bir miktar bebek kanı Rh (-) annenin kanına karışabilir. Böylece annenin bağışıklık sistemi tamamen yabancısı olduğu bir proteinle, "D" proteini ile tanışır ve ona karşı tepki geliştirir. O maddeyi tanımadığı için yok etmek ister. Beyaz kan hücrelerinin D proteinini yok etmek üzere ürettiği -o maddeye özgü- sıvısal maddeleri (antikorlar) kullanarak hedefine ulaşır.

Annenin kanında bir tane bile bebek kan hücresi kalmaz tümü yok edilir. Bu savaş sona erdiğinde geriye "anti-D antikorları" adı verilen sıvısal maddeler ve bunları gereksinim duyulduğunda her an yeniden üretebilecek akıllı beyaz kan hücreleri kalır. İkinci gebelikte çocuk eğer yine Rh (+) kana sahipse annenin kanında hazır bulunan bu sıvısal maddeler (antikorlar) kolayca plasenta (eş) engelini aşarak anne karnındaki bebeğin kanına karışırlar. Bebek kırmızı kan hücreleri yok edilmeye başlanır. Çocuğun kemik iliği karaciğer ve dalağı yok edilen kırmızı kan hücrelerinin yenilerini üretir ve eksilen kanı yerine koyar. Bu aşırı kırmızı kan hücresi yıkımı ve yapımı sürecinde "bilirubin" adı verilen ve fazlası zararlı olan bir madde açığa çıkar, bebekten anneye geçer, annenin karaciğeri tarafından yok edilir. Bebeğin karaciğeri henüz bu maddenin tümünü zehirsizleştirebilecek kadar gelişmemiştir. Eğer üretilen kırmızı kan hücresi miktarı yok edilenden az olursa sonuçta bebek ağır bir Kansızlığa maruz kalır, hatta ölebilir.

Eğer arada bir denge varsa bebek bir ölçüde kansızlıkla doğar veya Sağlıklı olarak dünyaya gelir. Sorun asıl o zaman belirginleşir. Çünkü kan hücreleri hala parçalanmakta, yenileri yapılırken gereken maddeler anneden temin edilememekte, çocuk kendi depolarını kullanmaktadır. Üstelik açığa çıkan sarı boyar madde niteliğindeki "bilirubin" bebeğin karaciğeri tarafından yeterince vücuttan uzaklaştırılamamaktadır. Kanda belli bir düzeyi aşan "bilirubin" göz aklarına, cilde ve sonunda asıl zararını gösterdiği beyin ve sinir sistemine yerleşerek yaşamı tehdit etmektedir. Yenidoğan sarılığının ağır şekillerinde, tedavi edilmeyen çocuklarda adalelerin sertleşmesi, zeka geriliği gibi kimi geri dönüşümsüz sinir sistemi bozuklukları meydana gelmektedir.

Yenidoğan sarılığı olan bebeklerde sarı boyar madde "bilirubin"i vücuttan daha kolay uzaklaştırmak için belli bir dalga boyundaki ultra viyole ışınları kullanılmaktadır. Bebeklerin uygun Sıcaklık ortamı sağlayan küvöz ya da yataklarda ultra viyole ışığıyla tedavisine "fototerapi" denir. Yeterli olmadığında bebeğim göbek kordonundan takılan bir sistemle, uygun bir Rh (-) kanla "kan değişimi" işlemi gerçekleştirilerek yaşamsal tehlike atlatılır. Geç kalınan durumlarda araz kalması olasıdır. Körlük, şaşılık sağırlık felç gibi ..

Mademki kan uyuşmazlığı ve sonuçları bu kadar ağır olabiliyor o halde Rh (-) anneler için koruyucu bazı önlemler alınması gereklidir. Bir anne adayı eğer Rh (-) kana sahipse ilk doğum, kürtaj ya da düşüğünden hemen sonra, bebeğinden kendisine o anda geçmiş olabilecek Rh (+) bebek kan hücrelerine karşı annenin bağışıklık sisteminde tepki oluşmadan önce girişimde bulunulmalıdır. Bunun için özel olarak hazırlanmış bir serum vardır "Anti-D İmmun Globulin". Bu madde doğumdan (ya da düşük veya kürtajdan) hemen sonra anneye kaba etten iğne şeklinde yapılmalıdır. "Anti-D İmmun Globulin" kana karışır, bebekten geçmiş olan Rh (+) kan hücrelerini derhal yok eder. Annenin bağışıklık sistemi ne olduğu anlamadan işlem tamalanır.

Bir süre sonra "Anti-D İmmun Globulin" doğal ömrünü tamamlar ve kanda yok olur. Oysa anne kendisi "antikor" geliştirmiş olsaydı bu sıvısal madde uzun süre kanda kalacak gerekirse onu yeniden üretebilme yeteneği olan beyaz kan hücreleri tarafından eksikliği tamamlanacaktı. Pasif olarak verilmiş olan "Anti-D" için eksikliğin tamamlanması diye bir konu söz konusu değildir. zamanla yok olan "Anti-D İmmun Globulin" bu sayede annenin sonraki hamileliklerinde çocuk için bir sorun oluşturamaz. Yalnız unutulmaması gereken bir konu bu immun globulinin herbir gebeliğin son bulumunda yeniden uygulanmasının gerekliliğidir. Kan uyuşmazlığı genel olarak ilk bebekte sorun oluşturmaz. Sonraki Rh (-) çocuk için zaten bir problem yoktur.

Rh uygunsuzluğu kadar ağır seyretmese de "kan grupları" arasında da uygunsuzluk söz konusu olabilir. Genellikle annenin "O" bebğin "A" "B" veya "AB" olduğu durumlarda meydana gelir. Farklı mekanizmalarla ama aynı aynı prensiplere dayanan süreçler yaşanır. Fakat daha seyrek olarak yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşır.

Sonuç olarak Rh (-) olan annelerin Rh (+) doğabilecek çocukları için önceden hazırlıklı olunmalıdır. Eğer anne ve baba her ikisi de Rh (-) iseler genetik kurallarına göre Rh (+) bebekleri olamaz. Eğer anne Rh (-) bab Rh (+) ise çocuk Rh (-) de olabilir Rh (+) de. Bu genel bilgi de göz önünde bulundurulmalı doğum sonrası bebek kan grubu tayin edilmelidir. Anne Rh (-) bebek de Rh (-) ise uygunsuzluk yoktur, anneye anti-D immun globulin yapmak gerekmez. Annenin Rh (+) olduğu durumlarda çocuğun Rh'ı ne olursa olsun Rh uygunsuzluğu olmaz. Eğer anne ve baba her ikisi de "O" grubu kana sahiplerse çocukları mutlaka "O" grubu olur. Bu durumda anne ve bebek arasında grup uygunsuzluğu olamayacağı açıktır.

Anne "O" baba "A" ise çocuk "O" veya "A" anne "O" baba "B" ise çocuk "O" veya "B" anne "O" baba "AB" ise çocuk "A" veya "B" olur ama "O" veya "AB" olamaz. Annenin "A" ya da "B" olduğu, çocuğun "B" ya da "A" olduğu durumlarda uyuşmazlık nadirdir, hafif seyreder. Ayrıca bazı alt kan grubu uygunsuzluklarında, hatta hiçbir uygunsuzluğun olmadığı kimi sıra dışı durumlarda kan uyuşmazlığıyla benzer klinik tablolar görülebilir, yenidoğan sarılığı meydana gelebilir.

Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için gebelikte sağlıklı ve düzenli izlem ön koşuldur. Anne baba adayları kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı arasında işbirliği bu sürecin temelini oluşturmaktadır. Uygun bir gebelik yönetimi ve doğuma uzman gözetiminde hazırlık, kan uyuşmazlığı gibi yaşamsal bir sorunun bile kolaylıkla halledilmesini sağlayacaktır

Cilt Bakım Sözlüğü - Sağlık ve Güzellik

A vitamini : Kolajen üretimini artırmakta kullanılır ve soyma işlemine katkıda bulunur.
Advanced Performance Complex : Cilt hücrelerini kuvvetlendiren,nemi çeken ve hapseden ve genç cildin korunmasını sağlayan farmasötik malzemelerin karışımı.
Akne : Tüy kökleri ve yağ bezlerindeki kronik bir rahatsızlık.Siyah nokta,sivilce,kist ve bazen de yara olarak ortaya çıkar.
Akne rosacea : Yetişkinlerde görülen,hassasiyet,tahriş ve kızarıklık olarak ortaya çıkan özellikle de burun çevresi ve yanaklarda rastlanan akneye benzer görüntü.
Aktinik keratoz : Ciltteki küçük ve sert kırmızımsı bölgeler.Genellikle açık tenli kişilerde rastlanır,aldırmadıkları takdirde kansere yol açabilir.
Alfa Hidroksi Asit : Bitkilerde elde edilen bir grup asitten oluşur. Cildin üst tabakasını soyucu(peeling) etkisiyle ince ve yüzeysel kırışıklıkları yok etmekte,cildin dokusunu ve rengini iyileştirmekte,gözüneklerin tıkanmasını önlemekte,yağlı ve akneli ciltlerin tedavisinde ve cildin durumunu iyileştirmekte kullanılır.En yaygın şekilde kullanılan Alfa Hidroksi Asit türleri glikolik asit ve laktik asittir.
Allantoin : Karakafes kökünden elde edilir.Şifa verici,nemlendirici, yumuşatıcı olması ve tahrişe sebep olmaması özellikleri nedeniyle kullanılır.
Aloe Vera : Güçlü bir nemlendirici ve yumuşatıcıdır.Yıpranmış,kuru ve güneşe maruz kalmış ciltler için çok faydalıdır.
Amino Asitler : Lecithin gibi kolajen ve elastinin yapıtaşları.
Antioksidan : Oksidasyon sürecinin yarattığı etki ile ortaya çıkan serbest radikal hasarına karşıbariyer oluşturmakta yardımcı olna bir madde.Oksidasyon ciltteki yaşlanma izlerinin en görünür olanlarını meydana getirir.Değerli cilt bakım antioksidanları nar,C vitanmini,E vitamini,goji berry meyvesi,ellagic asit ve yeşil çaydır.
Arındırma İşlemi : Yeni bir cilt bakım ürünü kullanmaya başladığınızda ciltte meydana gelen reaksiyon.Bu durum;ürün cildi temizlediği ve sıkışan yağları ve pislikleri yüzeye çıkardığı için meydana gelir ve ilk etapta sivilce oluşuma sebep olabilir.
Aşırı pigmentasyon : Melanin pigmentinin aşırı üretimi ve ciltte meydana gelen kararmalar.
Avokado Yağı : Nemlendirici özelliklerinden ötürü kullanılır.
Ayçiçeği Yağı : Yumuşatıcı özelliği ve çok yüksek oranda bitkisel yağ asidi içerigi nedeniyle tercih edilir.
Azelaic asit : Antibakteriyel,anti - enflamatuar özellikleri sebebiyle kullanılır.
B vitamini : Kan dolaşımını arttırır ve dokuları onarır.

Benzoyl Peroksit : Akne tedavisinde kullanılan bir anti bakteriyel. Akne tedavisinde etkilidir ancak cildi kurutabilir ve bazı durumlarda daha çok sivilcelenmeye neden olabilir.
Beyaz başlı sivilceler : Kapalı komedon olarak da bilinirler.Birikmiş öle hücre,yağlanma,bakteri ve pisliklerin gözenekleri tıkanmasıyla oluşurlar.Beyaz başlı sivilceler küçük beyaz şişkinlikler ortaya çıkar.
BHA : Beta Hidroksi Asit olarakta bilinir ve soyma işlemine katkıları sebebiyle kullanılırlar.Lipofilik yani yağda çözünme özelliği ile tanınırlar.En yaygın BHA salisilik asittir.
Bitkisel yağlar : Bitkisel yağlar gerçek yağlardan farklıdır.Sudan daha hafif olan bitkisel yağlar antiseptik ve anti - enflamatuar etkilere sahiptir.
Bitkisel yağ asitleri : Hücresel zarın temel yapıtaşıdır,omega 3,omega 6,keen tohumu,goji berry meyvesi gibi türleri hücresel su kaybını önlemekte kullanılır.
C vitamini : Antioksidan ve şifa verme özellikleri ile tanınır.
Camomile : Anti-enflamatuar özelliği sebebiyle kullanılır.Bakterileri yok eder,kaşıntıları önler ve yumuşatır.Antiseptik ve saflaştırıcı etkileri vardır.
Chitosan : Nemin tutulmasında yardımcı olur.
Cilt Üstü Su Kaybı : Ciltteki suyun atmosfere kaçmasıdır.Kaçınılmaz olarak hücrenin su deposundaki dahili suyun da bir kısmı havaya doğru buharlaşır.Ancak iyi bir nemlendirici ve düzenli biçimde uygulanan yeterli bir dahili cilt bakamı cilt üstü su kaybını minimuma indirir.
Co-3 : Patenti Dr.Howard Murad'a aittir.Ciltteki kalojen ve elastin dokusunu yapılandırarak cildini kuvvetlendirir ve yeniler.Çizgi ve kırışıklıkların onarılması ve önlenmesi ile cildin bakımını sağlar.Kolajen parçalayıcı enzimlerin oluşumunu azaltır.
Coenzyme Q 10 : Cildin savunma mekanizmasını arttırarak serbest radikallere karşı bağışıklık ve savunma sağlayacak şekilde bir antioksidan gibi çalışan bir enzim.
Cauperose : Estetisyenlerin akne rosacea ve/veya telangiectasia (kılcal damar rahatsızlığı) gibi kızarıklık durumlarını tanımlamada kullandıklarını teknik olmayan bir terim.
Çevresel / harici yaşlanma : Çevre etkileri ,stres,kirlilik ve güneş gibi dışsal etkenler sebebiyle oluşan yaşlanma belirtileri.
Çinko : Cildi UV ışını,enfeksiyon,bakteri ve mantara karşı koruyan bir eser mineraldir.Ayrıca kolajen üretimini destekler.A ve E Vitaminlerinin etkinliklerini artırır ve tahrişleri yumuşatır.
Çuhaçiçeği : Ciltte meydana gelen tahrişlerin tedavisine yardımcı olur.Cildin normal bariyer fonksiyonunu yerine getirmesine destek olur.
Dahili yaşlanma : Dış faktörlerin etkisi olmaksızın doğal olarak yaşlanma.Dahili yaşlanmada en etkili faktör genetik yapıdır.
E vitamini : Tocopherol olarak bilinir ve öncelikle antioksidan olarak işlev görür.
Egzama : Tam sebebi bilinmemektedir.Hafif egzamada cilt kurur,sıcaklaşır ve kaşınır.Daha ciddi seviyelerde ise deri parçalanabilir ve kanayabilir.
Elastin : Cildin şeklini korumasını sağlar.
Ellagic asit : Yeşil çay,nar ve goji berry meyvesinde bulunan ve şifa avantajları ile tanına yüksek bir antioksidan.
Enzim : Papain (papayada) veya bromelain (ananasta)formlarıyla soyma işleminde saf halde kullanılan enzimlerdir.Cildin en üst katmanındaki ölü deriyi eritme işlevine sahiptirler.
Farmasötik Dereceli Malzemeler : Yüksek kalite ürünlerde bulunan malzemeler anlamına gelir.
Flavonoidler : Flavonoidler kılcal damar ve bağ dokusunu güçlendirir. Anti-enflamatuar,antihistaminik ve antiviral işlevi görürler.
Fosfolipidler : Fosfolipidler bitkisel yağ asidi özellikleri için kullanılır.
Gece Kremi : Gündüz kullanılan kremilere oranla çok daha yoğun nemlendirici malzeme içeren kremler.Gece kremlerinin önemli olmasının iki nedeni vardır :
1) TEWL (cilt üstü su kaybı) geceleri çok daha yoğundur.Gece kremi bu tür bir nem kaybına engel olabilir. 2) Vucut hücreleri geceleri besin alır ve yeniler.Bu sebeple gece hammadde alımı için en uygun zamandır.
Ginkgo Biloba : Kan dolaşımını,beyne,kalbe ve diger bölgelere oksijen iletilmesini tetikler.Ayrıca başka anti-enflamatuar ve anti oksidan özellikleri olduğu da bilinmektedir.
Gliserin : Su tutma özelliği vardır.Havadaki suyu çeker ve hapseder.
Glucosamine : Bağ dokuyu güçlendirerek daha çok su tutalabilmesini sağlar.
Glycosaminoglycanlar : Cildi forma sokar ve cildin bariyerine güçlendirir.
Goji Berry meyvesi : Besin değeri açısından en yoğun yiyeceklerden biridir. Amino asit,bitkisel yağ asitleri,eser mineralleri,C vitamini,beta-carotene ve anti-enflamatuar etkileri sebebiyle kullanılır.
Güneş engelleyici : UV ışınlarını fiziksel olarak geri yansıtmak için kullanılan yöntem.
Güneş koruması : SPF oranı verilen bir krem ya da losyon.Ciltle güneşe karşı görünmez bir bariyer oluşturmak üzere reaksiyona girer.Bariyerin kuvveti APF oranı ile belirlenir.Rakam ne kadar düşük olursa koruma da o kadar az olur.Güneş koruması kullanmak bronzlaşmanıza engel olmaz ancak yanma riskinizi azaltır.Güneş korumaları UV ışınlarını absorbe eder.Güneş engelleyicileri ise fiziksel olarak ışınları geri yansıtır.
Güneş yaşlanması : Güneş / ultraviyole ışınlarının neden olduğu hasar.
Hassas cilt : Genelde kuru olan ve birçok maddeyle temasta tahriş olan cilt.
Hidrojen peroksit : Antibakteriyel özellikleri sebebiyle kullanılır. Pacnusların yok edilmesinde de etkilidir.
Hidrokion : Yaşlılık lekeleri ve akne izlerinin giderilmesine yardımcı olan pigment açıcı madde.

Cilt bakımı İçin Maskeler - Güzellik ve Bakım

Tek olumsuz yanları, yüzümüze sürmüşken eşimize yakalanmak… Ama bunun dışında güzellik maskelerinin inanılmaz birer güzellik iksirleri olduğunu söylemeden geçmemek lazım.

Eğer cildiniz için iyi birşeyler yapmak istiyorsanız, o zaman kendinize ayırdığınız küçücük bir vakitte rahatlatıcı bir maskeye ne dersiniz? Bilindik salatalık maskesinin dışında güzellik maskelerinin tümü, her tür güzellik sorununda kadınlara hızlı ve kalıcı çözümler sunuyor.. Cilt Bakımı

Uzun ve yorucu bir günün ardından bedeninizin ve ruhunuzun ikinci bir randevuyu daha kaldıramayacağım düşünüyorsunuz. O zaman size önerimiz hemen bir anti-stres maskesinin yardımını almak. Böylesi bir maske cildi temizlerken aynı zamanda ince çizgileri ve stresin izlerini de siliyor. Stresli işkadınlarının göz altlarında oluşan torbalanmalar ve halkalar için özel göz maskeleri ideal. Göz çevresinin hassas cildi ferahlarken aynı zamanda gerginlik kazanıyor. Göz çevresinin bu rahatlığı kısa bir süre sonra tüm yüze yansıyarak farklı bir ışık saçmaya başlar.

  Termal su kompresleri de özellikle soğuk kış günlerinde yo­ğun stres altındaki cildin imdadına yetişiyor. Düşük ısılar ve ka­loriferin kuruttuğu havayla gerginleşen ciltler, bu olumsuz şart­lara genellikle cilt yüzeyinde kızarıklıklar, yanmalar ve gerginlik hissiyle karşılık veriyor. Yüzdeki yanma ve hoş olmayan gergin­lik hissi bileşimindeki termal su ürünleriyle ortadan kalkıyor. Maske etkili kompresler de hassaslaşan cildi rahatlatması açı­sından oldukça etkilidir.
Taze bir dokunuş: Temizleme maskeleri

  Eğer cildinizdeki siyah noktaların ve küçük sivilcelerin sayıları son günlerde giderek arttıysa o zaman haftalık bir temizle­me maskesi sizin için en kalıcı çözümlerden biri. Cildi derinlemesine temizleyerek ona eski ışıltısını veren bu maskeler aynı zamanda siyah noktaların ve sivilcelerin de kuruyarak kaybol­masını sağlıyor. Eğer uzun ve zorlu bir günün ardından bir gü­zellik merkezine gidecek zamanınız yoksa yeni “sağlık” maske­leri pratik ambalajlarında marketlerde bile satılıyor. İçeriklerindeki etkili maddeler sayesinde sadece 10-15 dakika içinde te­miz bir cilde kavuşmanız an meselesi. Tabii, hangi maskeyi seçerseniz seçin, cildinizi uygulamadan önce mutlaka temizle­meniz şart. Böylelikle etkili maddelerin cildin derinliklerine daha kolay ulaşmasını sağlamış olursunuz. İdeal olan, güzellik maskesini duş ya da banyo sonrası kullanmanız. Çünkü buhar gözenekleri açarak cildin derinlemesine bir bakıma hazırlanmasını sağlıyor.

Anne sütünün yararları nelerdir - Anne sütünün önemi

Annelere ve anne adaylarına uyarılar
Anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolü, bebek ve çocukları ölümlere yol açan bir çok hastalıktan koruyor.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bebek ve çocuk sağlığına yönelik sürdürülen programların, ailelerin aktif katılımı ve desteği ile başarılı olacağını belirterek, “Anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolü, bebek ve çocuklarımızı ölümlere yol açan bir çok hastalıktan korumaktadır” dedi.



Sağlık Bakanı Akdağ, yaptığı yazılı açıklamada, bebeklerin sağlıklı olarak dünyaya gelmeleri ve yaşamlarını yine sağlıklı olarak sürdürmeleri için Sağlık Bakanlığı’nca başlatılan ve sürdürülen programlar hakkında bilgi verdi, anne adaylarına uyarılarda bulundu.

Türkiye’de bebek ve çocuk ölümlerinin önemli bir bölümünün, korunabilir hastalıklar sonucu gerçekleştiğini ifade eden Akdağ, anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolünün, bebek ve çocukları ölümlere yol açan bir çok hastalıktan koruduğunu kaydetti.

Çocuk sağlığı konusunda gerçek bir değişimin, ancak ulusal ve uluslararası politikaların kararlı ve sürekli olmasıyla sağlanabildiğini belirten Akdağ, gelecek kuşakların daha sağlıklı olması için anne, bebek ve çocuklara yönelik sağlık hizmetlerinin en üst düzeyde sunulması gerektiği bildirdi. Akdağ, bu nedenle, Dünya Sağlık Günü’nün 2005 yılı temasının, “Her Anne ve Çocuk Değerlidir” olarak belirlendiğini belirterek, hamile tüm bayanların gebelikleri süresince hekim kontrolünde olmaları ve doğumlarını bir sağlık kuruluşunda yapmalarının, anne ve doğacak bebeğin sağlığı açısından çok önemli olduğunu vurguladı. Akdağ, şunları kaydetti:

“Gebelik süresince, anne adayının bir sağlık personeli tarafındandüzenli olarak izlenmesi, anne ve doğacak bebeğin yaşamını olumsuz etkileyebilecek sorunlar için önlem alınmasını sağlamaktadır. Hamilelik süresince düzenli olarak yapılan hekim kontrolüyle, bebeğin anne karnında oksijensiz kalması, erken doğum, annenin gebelik zehirlenmesi ve ‘düşük doğum ağırlıklı’ bebek doğumu gibi anne ve bebeği etkileyen hastalık ve durumlar önceden fark edilerek önlem alınabilir.”

Akdağ, bebeklerin doğum sonrasında da düzenli hekim kontrolünde olmalarının, sağlıklı gelişimleri açısından çok önemli olduğunu, bebekve çocuklarda ölümlere yol açan bir çok hastalığın, düzenli hekim kontrolünde ve erken teşhisle önlenebildiğini bildirdi.

ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI
Anne sütünün içerdiği yüze yakın yararlı maddeyle, bebekler için ilk 6 ay mükemmel tek besin olduğunun altını çizen Akdağ, anne sütüylebeslenen bebeklerin hastalıklara karşı daha dirençli olduklarını dile getirdi. Emzirmenin son derece sağlıklı ve doğal bir yöntem olduğuna işaret eden Akdağ, şöyle devam etti:
“Her hamile bayanın vücudunda, hamilelik süresinde bebeğini emzirebilmesi için gerekli değişimler olmaktadır. Bu yüzden her anne emzirme yeteneğine sahiptir. Önemli olan bu yeteneği uygun şekilde kullanabilmektir. Loğusalık döneminde sütün bol şekilde gelmesi için; annenin bebeğini sık sık emzirmesi ve bol miktarda sıvı tüketmesi gerekmektedir. Emzirmede en rahat pozisyon seçilmeli, bebeğin baş ve gövdesi tam olarak anneye dönük olmalıdır. Emzirme meme başından değil, meme başı çevresindeki koyu renkli kısmı kaplayacak şekilde yaptırılmalıdır. Anne sütü, bebeklerin normal büyümesi ve gelişimini sağlayacak en ideal yapıdadır. Hiçbir yiyecek ve içecek anne sütünün yerini tutamaz.Anne sütüyle beslenen bebeklerde; ishal, kulak enfeksiyonları, astım, alerjik ve solunum sistemi hastalıkları çok daha az görülür. Anne sütüayrıca bebekleri bakteriyel menenjite karşı korur ve içerdiği yararlı maddelerle bebeklerin bağışıklık sistemlerinin gelişimini kolaylaştırır.”

BEBEK VE ÇOCUKLARA YÖNELİK AŞI FAALİYETLERİ
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, BCG verem, çocuk felci, difteri-boğmaca-tetanos karma aşısı, kızamık ve hepatit B aşılarının tamamının sağlık ocakları ve ana çocuk sağlığı merkezlerinde ücretsiz yapıldığını belirterek, şöyle devam etti:
“Bakanlık olarak bebek ve çocuklarımız için uyguladığımız aşılamatakvimine göre; aileler bebekleri doğar doğmaz hepatit B, iki ay dolunca BCG verem, difteri- boğmaca-tetanos karma aşısı, ağızdan çocukfelci aşısı, hepatit B, üç ve dört ay dolunca, difteri-boğmaca-tetanoskarma ile ağızdan çocuk felci aşısı, dokuz ay dolunca kızamık ve hepatit B, 16-18 ay dolunca yine difteri-boğmaca-tetanos karma aşısı ile ağızdan çocuk felci pekiştirme dozunu ücretsiz yaptırabilmektedir. Okul dönemi çocuklar için ilköğretim birinci sınıfta ‘erişkin tipidifteri dozu’ içeren tetanos-difteri aşısı, ağızdan çocuk felci, kızamık ve verem aşıları uygulanmaktadır.”

Akdağ, Sağlık Bakanlığı’nca bebek ve çocukların sağlığına yönelik sürdürülen programların, ailelerin aktif katılımı, destek ve ilgisiylebaşarılı olacağına dikkati çekti.

Hamilelikte Cilt Bakımı

Hamilelik her yönüyle dikkat ve bakım isteyen bir süreç. Sağlıklı bir bebek sahibi olmanın yanında, annenin de kendine özen göstermesi arzulanan ve gözardı edilmemesi gereken bir nokta. Hamilelikte ve sonrasında anneleri en fazla üzen konuların başında ise fazla kilolar ve cilt problemleri (çatlaklar) geliyor.

Hamilelik sırasında vücudun her geçen gün genişlemesiyle birlikte gerginliğini kaybeden ciltte kuruma, elastikiyetin kaybolması ve hassasiyet görülür. Özellikle göğüsler, karın ve baldırlar en fazla etkilenenlerdir.

Doğumdan sonra vücudun deforme olmaması için hamilelik sırasında çok uzun süren ve çok sıcak banyolardan kaçınmak gerekiyor. Eğer bundan vazgeçemiyorsanız, hiç olmazsa çıkmadan önce ılık bir duş alıp bebeği rahatlatın. Aslında yalnızca ılık bir duş en uygunudur.

Duş sırasında cildi fazla gerip parlatmamaya çalışarak, hafif yağlı bir sabun ve on beş günde bir gomaj'la (gomaj, vücut için bir tür keseleme görevini yerine getiren bir kremdir; bu kremi vücuda uyguladıktan sonra masajla oğuşturarak, eski, ölü hücrelerin atılması sağlanır) cildi yumuşatmak gerekir. Arada bir yapılacak hafif kese, kan dolaşımını arttırır. Daha sonra kol ve bacaklara vücut sütü de tatbik ettiğinizde günlük vücut bakımınız bitmiş demektir.

Çatlaklara Karşı Uygulanacak Strateji

Çatlaklar alt derinin elastikiyetini ve hormonal dengesini kaybetmesiyle oluşur. Fakat gerçekte henüz hiç kimse çatlak olgusunun gerçek sebebini ve bazı kişilerde niçin oluşmadığını bilmemektedir. İşin ilginç yönlerinden biri de eğer sık hamilelik söz konusu değilse, çatlakların 25 yaşından genç olanlarda daha sık rastlanmasıdır. Ani ve çok kilo almalar, durumu daha da kötüleştirebilir.

Çatlaklara esmer ve kumrallarda daha az rastlanır. Önce kırmızı, daha sonra sedefimsi bir cilt altı yarası oluşumu ile belirginleşen çatlakların özellikle oluştuğu yerler göğüsler, karın bölgesi ve kalçalardır. Çatlakların her ne kadar daha ziyade hamileliğin son üç ayında oluştuğu söylense de, bu ancak kann bölgesi için geçerli olup, ilk haftalardan itibaren büyümeye başlayan göğüsler için değildir.

Tabii ki tüm bunlara karşı önlemler de yok değildir. Mücadeleye ne kadar erken başlanırsa o kadar iyi sonuç alınır. Hamileliğin ilk aylarından itibaren söz konusu vücut bölgelerine çatlak kremlerini tatbik etmeye başlayın. İyice nüfuz ettirecek kadar vakit ayırın ve bunu doğuma kadar sürdürün. Bir tek gün bile atlamayın. Kremden tasarruf etmeyin.

Alt deri lifleri ne kadar yumuşak olursa, o kadar kırılgan olurlar. Bu yüzden fazla ve çabuk kilo almamaya çalışın. Şansınızı daha da arttırmak için üçüncü aydan itibaren, her altı haftada bir vücut masajı yaptırın. Bu hücrelerin daha iyi beslenmesini sağlayıp artıkların atılmasını kolaylaştıracaktır. Yalnız dikkat! Masaj mutlaka elle yapılmalıdır.
Göğüsler

Hormonal etki altında çok hızlı büyüyen göğüslere, biraz can yaksa bile özel göğüs toniği ile hafifçe masaj yapılmalıdır. Toniği genişçe boyun ve omuzlara kadar tatbik edin. Çünkü göğüslerin etrafinı da kuvvetlendirmek gerekir. Daha sonra, dairesel hareketlerle çatlak kremini göğüs başlarına gelmeyecek şekilde uygulayın. Sıkı olmayan fakat sağlam sütyenleri tercih etmelisiniz.

Eğer göğüsleriniz fazla büyürse, sütyeni gece de takmaya devam edin. Ancak göğüslerin büyümesi düzenli olmadığı için önceden sütyen almayın. Bebeği emzirmeyi düşünüyorsanız, son ayda önden fermuarlı veya çıtçıtlı bir sütyen alın.

Hamilelik döneminde cilt çok hassastır. Dolayısıyla tahrişlerden kaçınırı. Doğumdan sonra şişkinliği inmiş olan karın bölgesi, inceltici ve kuvvetlendirici etkilere sahip kremlerle beslenmelidir.

Bu, söz konusu bölgeyi daha kısa zamanda kendine getirecektir. Eğer bebeğinizi emziriyorsanız aynı bakımı göğüslerinize de göstermelisiniz. Çünkü göğüsler emzirme sırasında süt gelirken devamlı büyür ve küçülürler.

Kaynak: Yaşam Boyu Güzellik, Yaşam Kitapları

Cilt Çatlakları nedir - Sağlık Bilgisi

Çatlaklar, cildin aşırı gerilmesi sonucu derideki elastik dokunun kırılması ile oluşuyor. Başlangıçta kırmızı ile mor arası bir renkte olan büyüklü, küçüklü bu çizikler zamanla sedefli beyaz bir renge dönüşüyor. En çok, karın, kalça, baldırlar ve göğüslerde görülen çatlakların oluşumuna önemli kilo değişimleri, hamilelik gibi durumlar neden oluyor

Peki, neden her hamile kadında ya da her kilo alıp vermiş kadında görülmüyor?  İşte bu konuda pek eşit değiliz. Cilt yapımız oluşum olasılığında çok  etkili; kimi ciltler diğerlerine göre daha dayanıksız olabiliyor. Örneğin, çok açık renkli ciltler çatlak oluşumuna daha yatkın.   Ne yazık ki, oluşan çatlakları yok edecek mucize bir reçete yok; kalıcılar. Ama, oluşumlarını ısrarlı bir bakımla engellemek mümkün.

Cildinizi her gün bir kremle nemlendirin. Kremler hem çatlamaya karşı cilde gereksinim duyduğu suyu verecek hem de cildin esneme kapasitesini artıracaktır.

Bol bol su için.

A, E ve C vitaminleri yönünden zengin yiyeceklerle beslenin.

Spor yapın.

Kısa süreler içinde kilo alıp vermemeye çalışın.

Hamileyseniz, kilonuzu doktorunuzun önerdiği sınırlar içinde tutmaya özen gösterin.

Google     Arama terimlerinizi girin