| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
14 "müzik" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"müzik" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Müzik Tarihi nedir - Müziğin Doğuşu

Recep Uslu'nun araştırmalarına göre müzik tarihi kendine ait metotlara sahip olmakla birlikte genellikle tarih metodolojisini kullanır. Metodolojik anlamda müzik tarihi araştırmaları müzikolojinin kurulduğu yıllarda başlamıştır. alan araştırmaları, güncel müzik tarihine girmektedir. Türe ülkelere coğrafi bölgelere, insan toplumlarına ve konularına göre müzik tarihi yazılabilir. Müzik tarihi metinlerinde araştırılan konunun terimlerine bağlı kalmak kabul edilen esaslardandır.

Türk müziği tarihi Türk müziği tarihinin başlangıcı dönemleri bestekarların eserleri bestelerin kritiği ve türlere ayrılması problemleri üzerine değişik görüşler vardır. Bestelerde Tasnif Heyeti'nin fikirleri, dönemler konusunda ise Ercüment Berker'in fikirleri yaygınlık kazanmıştır. Müzik, ilk çağlardan itibaren toplumsal gelişime paralel bir seyir izledi. Toplumsal yaşamdaki sınıfsal ayrışmalar aynen müziğe de yansıdı. Her dönem politikaların uygulanmasında, kültürün oluşturulmasında büyük önem taşıdı. Yönetenler açısından da yönetilenler açısından da misyonlar yüklendi. Yönetenler, sistemin devamını sağlamak için milyonlarca kişiye yasaklarını benimsetmek için ya da yozlaştırmak değerlerinden uzaklaştırmak için kullandılar müziği. Ezilenler ise kederlerini sevinçlerini öfkelerini dile getirmek için

Bugün yaşanan karmaşa aynen müziğe de yansıyor. Yüzyıllar boyu nasıl olduysa bugünün ilişki ve çelişkileri de farklı müzik türlerini ortaya çıkarıyor.

Piyasa dengeleri gelişecek ya da bitecek olan müzik akımlarını belirliyor. Piyasa dışı olan müzik gururla yolculuğuna devam ediyor...

Eserler
Yayımlanmış Türk müzik müziği tarihi eserleri içinde Saadettin Nüzhet Ergun'nin antolojisi, Rauf Yekta ve Suphi Ezgi'nin Türk Musikisi, Yılmaz Öztuna'nın ansiklopedisi, M. Ragıp Gazimihal'in eserleri ile M. Nazmi Özalp'in Türk Musikisi Tarihi'nin önemli yeri vardır.

Batı müzik tarihi üzerine Türkiye'de yayımlanan ilk eser Ahmet Muhtar Ataman'ın eseridir. İlhan Mimaroğlu, Önder Kütahyalı ve Ahmet Say tarafından yazılan batı müzik tarihleri ve Atilla Dorsay'ın Türkiye'de popüler müziğin tarihini anlatan eseri, daha sonra yayımlanan eserlerden bazılarıdır. Champiqneulle'nın Dünya Müzik Tarihi eseri de Tanju Gökçöl tarafından Türkçeye kazandırıldı.

Rauf Yekta, Suphi Ezgi, Yılmaz Öztuna, M. Ragıp Gazimihal, Ahmet Say, Cem Behar, Bülent Aksoy, Recep Uslu gibi birçok yazarın Türk müziği tarihi üzerine metinleri varsa da M. Nazmi Özalp'in Türk Musikisi Tarihi adlı eseri bu alandaki kapsamlı tek eserdir

Tasavvuf Müziği Nedir - Tasavvuf Müziğinin Doğuşu

Tasavvuf Tanrı evren ve insanilişkisini bir bütünlük içinde açıklamaya çalışan insanın tanrısal erdemlere benzemesini amaçlayan dinsel ve felsefi düşüncedir.
Başlangıçta günah işlemekten sakınmak dünyasal işleri küçümsemek ve bunlardan uzak durmak yalnızlığı seçerek sürekli Tanrı'yı anmak kalbin ancak bu yolla temiz tutulacağına inanmak gibi düşünceler ve uygulamalarla ortaya çıkan tasavvuf 12.yy'dan sonra tarikatlar biçiminde örgütlenerek güçlü bir hareket durumuna gelmiştir.

Tasavvuf Müziği Nedir

Tasavvuf müziği vahdet-i vücut (vücudun birliği) anlayışıyla bestelenmiş dini yapıtlardan oluşur.Mevlevi Bektaşi Celveti Gülşeni Halveti Kadiri Nakşi v.b.
tarikatlarda tasavvuf müziği varsa da bunların içinde sanat değeri taşıyan ve gelişmiş müzik Mevlevi müziğidir Itri Dede Efendi Osman Dede Ahmet Ağa gibi besteciler tarafından bestelenen Mevlevi ayinleri Türk tasavvuf müziğinin başyapıtlarıdır Tasavvuf müziğinin önemli formları Mevlevi ayinleri dini peşrevler ilahilernaatlar şugllar mersiyeler Bektaşi nefesleri duraklar ve tevşihlerdir

Tasavvuf Müziğinde Kullanılan Müzik Aletleri

Bendir
Derili vurmalı sazlardandır.Sadece tasavvuf müziğinde kullanılır.Dindışı müzikte kullanımı büyük hatadır.

Kudüm
Belli belirsiz ses veren derili,vurmalı sazlardandır.Gövdeleri yarıküre biçiminde olan iki küçük davuldan oluşur.Davullar , Bakır gövdenin üzerine deri gerilerek yapılır ve ikisi arasında bir dörtlü ya da üçlü akor farkı vardır.


Nevbe
Derili vurmalı sazlardandır.Nevbeye verilen bir diğer adta 'zilsiz tef'tir.Nevbe de bendir gibi sadece tasavvuf müziğinde kullanılır.

Ney
Dilsiz nefesli sazlardandır.Sadece tasavvufta değil klasik türk müziğinde de kullanılır.Altısı önde olmak üzere yedi deliği olan bir kamış olan neyin ses alanı üç oktava yakındır.

Rebab
Yaylı sazlardan olan rebab sadece tasavvuf müziğinde kullanılır Göğsü deridendir.Düşey olarak iki arasında ya da sol diz üzerinde tutularak çalınır Ses alanı bir buçuk oktavı zor bulan rebab daha sonraları yerini sineKemanına bıraktı

Dini Müzik Türleri
A.Cami mûsikîsi (özelligi yalniz sesle icra edilmesidir)
a) Usulsüz okunanlar Münacat, Ezan, Kaamet, Salat-u Selam, Tekbîr, Mersiye
b) Usullü okunanlar Cumhur, Tevsîh ve Tesbîh gibi Ilahi türleri
B. Tekke mûsikîsi (özelligi saz esligiyle de icra edilebilmesidir)
a) Usulsüz okunanlar Na't-i Peygamberi ve Durak
b) Usullü okunanlar Ayîn-i Serif (Mevlevî), Ayn-i Cem ve Nefesler (Bektasî) ve Zikir Ilahileri (Arapça güfteli olanlarina Sugl denir)
C. Hem camide hem tekkede okunan dinî mûsikî formlari
a) Usulsüz okunanlar Kur'an-i Kerîm ve Mevlid-i Serif
b) Usullü okunanlar Her türlü ilahiler
c) Kismen usullü kismen usulsüz okunan Miraciyye gibi

Mehter Müziği nedir - Mehter Müziğinin çıkışı

Mehter dünyanın en eski askeri bandosudur

Çalgılarçevgenborunakkare davulzurna ve zil bulunur. Yeniçeri ocağının bir parçasıydı. Bu ocak kaldırılınca kapatıldı sonra yeniden açıldı. Günümüzde en ünlüleri fatih ve eyüp mehteran bölükleridir. 13yy. ilk kez yazılı kaynakta Mehter adı geçiyor.

Osmanlı Devleti’nde; hazerde (sulhde) askeri ruhu Canlı tutmakseferde askerin cesaretini arttırıp düşmana korku vermek için kurulan askeri mızıka teşkilatıdır. Mehter kelimesi pek ulu manasına olup çoğulu mehterandır. Bütün İslam devletlerinde hükümdarlık alametlerinden biri olan tabihane (mehterhane) Osmanlı Devleti’ne Türkiye Selçuklu Devleti’nden geçti. Selçuklu sultanı üçüncü Alaeddin KeykubatOsman Gazi’ye 1299’da beylik alameti olarak sancak ile beraber davul vs. de göndermişti. Osmanlı Devleti’nin istiklalinin başlangıcı da kabul edilen bu tarihten itibaren nevbet vurulurken (çalınırken) Fatih Sultan Mehmed Han’a kadar bütün padişahlarSelçuklu hükümdarına hürmeten ayağa kalkarlardı. Fatih Sultan Mehmed Han “iki yüzyıl evvel vefat etmiş bir padişaha ayağa kalmak lüzumsuzdur diyerekmehter çalınırken ayağa kalkma adetini kaldırdı.

Mehter takımı her Gün padişahın bulunduğu yerde yani padişah seferde ise çadırın önündedeğilse saraydaki muayyen yerinde ikindi namazsından sonra nevbet vururdu. Bundan başka yatsı namazından sonra üç fasıl mehter çalınıp padişaha dua edilirsabaha karşı divan halkını namaza kaldırmak için yeniden nevbet vurulurdu. Ayrıca Yedi kule Eyyub Kasım paşa Galata Tophane Beşiktaş Anadolu hisarı Üsküdar ve Kızkulesi’nde aynı saatlerde mehterhane çalınırdı. Buralarda vazife gören mehterlerin mevcudu bin kadardı. Devlet merkezinin dışındaki kalelerde de muayyen vakitlerde mehterhane çalardı. Ayrıca sadrazamların derya kaptanlarının vezirlerin beyler beylerin mehter takımları bulunurdu. Bihassa sefer zamanlarında askeri çoşturmak ve düşmanın maneviyatını bozmak hususunda mehterlerin büyük hizmeti ve faydası görüldü.

Hükümdara mahsus mehterhane on iki katlıyani her aletten on iki tane çalınırdı. Diğerleri iseçalındığı yerin seviyesine göre yedi katlı veya dokuz katlı olurdu. Padişah sefere gidersemehter takımı iki misline çıkarılırdı. Kösler yalnız padişahların mehterhanelerinde bulunursadrazam ve sair vezirlere ait mehterlerde bulunmazdı. Hükümdar sefere gittiği zamanpadişah mehterhanesi saltanat sancaklarının altında durup çalınırdı. Sefer esnasında önce padişahınyoksa serdarın mehterhanesi ve sonra üç tuğlu paşaların yani vezirlerindaha sonra ikişer tuğluların (beylerbeylerinin) mehterhanelerinin çalınmaları kanundu. Muharebe zamanında düşmana yaklaşıldığı zaman mehterin sesi arttırılır bu sırada davul çalanlar “Yekdir Allah yek” diye bağırırlardı.

Mehterhane emir-i alem’e bağlı oluppadişaha mahsus mehterhaneyi idare eden zata mehterbaşı denirdi. Kendisi aynı zamanda İstanbul’da bulunan bütün mehterlerin amiriydi. Ayrıca her cins çalgıyı çalanların bir başı vardı kionlar da çalgılarına göre sertabbal (davulcu başı)sernefiri (borucu başı)sernak kazeren serzurnaz enser zincviri (zilci başı)serköşi diye anılırlardı. Mehterlerin başlıca usul ve makamları; ahlatihalil evikalen deripeşrev Türki sakil çenber küçük hafif büyük hafif nakış revanidef usuluyarım ahlati perişian değişmekısmı sakilmurabbadevri hindikara batak ezgi sofiyen semai çengi harbizammı devir ve safdı.

Mütad zamanları dışında; padişah cülüslarındakılıç alaylarında zafer haberi geldiği zamanlardaarife divanlarında düğünlerde şiehzade ve sultanın doğumu gibi hallerde mehterhanelerin nevbet vurması kanundu.

Mehter nevbet vuracağı zaman mehter takımı hilal şeklini alırnak karazenler oturup diğerleri ayakta dururdu. Kösler hilalin orta ilerisine yerleştirilirdi. İç oğlan başçavuşu mehter faslı başlamadan önce daireden çıkarak ortaya gelir ve “Vakt-i sürur u sefamehterbaşı ağa! Hey! Hey!” diye bağırırdı. Bu sırada hazır bulunanların dikkatlerini çekmek için nakarelerle sofyan usulunde üç tempo atılırdı. Nakkareler çalarken de mehterbaşı ağa mehterin önüne gelir “Hasduuur” diyerek çalınacak marşın adını söylerdi. Hemen arkasından “haydi ya Allah” diyerek mehteri icraya geçirirdi. Nevbet bitince mehter gülbankı (duası) okunur ve fasl sona ererdi.

Mehterin kendine has bir yürüyüşü olup üç adımda bir dururyarım sağa ve yarım sola dönerdi. Yürüyüş esnasında mehter efradıhep bir ağızdan Rahim Allahkerim Allah derlerdi.

Mehter takımının yürüyüş nizamında merasime iştiraki şu sıraya göre tertib ekilirdi önde çorbacıbaşı unvanını taşıyan ve başında üsküf bulunan mehteran bölüğü komutanıonun arkasında sol tarafta zırhlı muhafızı ile birlikte yeşil sancakortada istiklal alameti olan ak sancakbaştaki ser zırhlı muhafızı ile birlikte kırmızı sancak bulunurdu. Sancakların arkasında iseüçerli koldan üç sıra halinde dizilmiş dokuz tuğ gelirdi. Sağ tarafta kırmızı sancaküın arkasında iseyeniçeriler tarafından taşınan hücum tuğu yer alırdı. Tuğlardan sonra ortada mehterbaşı bulunurdu. Mehterbaşından sonra isesıra ile; mehterin iki katı adedince cevgenler (okuyucular)zurna zenler boruzenler nakkareler zilzenler ve davul çalanlar gelmekteydi. En arkada isebir at sırtında taşınan kös bulunmaktaydı.

Yüzyıllar boyunca Osmanlı askerini çoşturup düşmana korku veren mehterhane15 Haziran 1826’da yeniçeri ve diğer kapıkulu ocaklarıyla beraber ikinci Mahmud Han tarafından ilga edildi. Mehterhanenin önemine binaen yerine Mızıka-yı hümayun isminde askeri mızıka teşkilatı kuruldu.

Ahmed Muhtar Paşa ve Celal Esat mehteri yeniden canlandırmak gayesiyle 1911’de yeni bir takım kurdular. Bu takım 1914 yılında teşkilatlandırılarak mehterhane-i hakani adını aldı. Mehterhane-i hakaninin kurulduğuBirinci Dünya savaşında orduya tamim edildi. İstiklal harbinde de hizmet verdi. Cumhuriyetin ilanından sonra milli savunma bakanımehteri saltanat alameti sayarak lağvetti.1952 yılında feshedildisonra genelkurmay tarafından İskoçların bando takımını gördü.Bundan etkilenilerek tekrar mehter takımı kuruldu.

Takım
Altı kat''yedi kat' ve 'dokuz katlı' takım. 'Dokuz katlı' takım kös davulnak karehalile çevgannefir boru seslerden oluşuyor. Mehterhane-i Hakani veya Mehterhane-i Hümayun Padishah Mehteri 18 katlı takımdan oluşuyordu özelikle savaşzamanlarda.

Sesler
Tuğlar
Çorbacıbaşı
Sancaklar
Zurnazen
Boruzen
Zilzen
Davulzen
Cevgen
Kös
Nakkrezen

Keman nedir - Kemanın nasıl çalınır - Tarihte Kemanın Yeri

Muhtemelen en tanınmış orkestra çalgısı olan keman bir yayla çalınan telli bir enstrümandır. Keman Ailesinin en geniş aralıklı sesine sahip olan üyesi olan kemanın yanında diğer üyeleri Viola, Çello ve Konturbas’ dır. Keman kendine özgü biçimiyle 16. yüzyılda Avrupa’ da ortaya çıktı. Teknesi, sırt ( Akçaağaç’ tan ) ve göğüs (Köknar’dan) ile yanlıklardan ( Akçaağaç’ tan ) oluşur. Göğsündeki iki delik “F “ biçimindedir.

Yanlıkların ortasında büyük bir girinti vardır. Yine Akçaağaçtan yapılan sapın ucu salyangoz biçiminde kıvrımlıdır. Keman imal edilirken, ön, arka kısımlar ve omurga boş bir kutu oluşturacak şekilde birleştirilir. Kuyruğa bağlanan dört tel köprünün üzerinden geçip perdelerden uzanıp akort anahtarlarına bağlanır. Anahtarlar vasıtasıyla akort edilir ve elin perdelere basılması ile değişik sesler ve tonlar elde edilebilir.

Çalgının dört teli vardır Pesten tize doğru doğru Sol, Re, La, Mi. Keman ailesinden çalgılar; keman, viyola, çello ve konturbas adlarını taşır. İlk kemanlar, Bavyera’ nın Füssen kentinde İtalya’ nın Brescia ve Cremona kentlerinde ve aynı çağda Paris’ de yapıldı. Teknenin uzunluğu 36 – 36 cm, toplam uzunluk yaklaşık 60 cm dir.

19. yüzyılda İtalyanlar keman yapımında ilk sırayı Paris’li ustalara kaptırdı. Bu ustalar Nicolas Lupot Jean – Baptiste, Vuillaume’ dir. Bu dönemde çalgının tellerini daha çok gerebilmek, gücünü arttırmak ve ses alanını genişletmek amacıyla sap arkaya daha çok eğildi, Abanozdan yapılan perdelik uzatıldı ve yine abanozdan yapılan kuyruk eklendi. Çalgının iç yapısında da gerekli değişiklikler yapıldı. Köşeler, takozlar, bas balkonu ve can direğinin boyutları büyütüldü.Yapımcılar 19. yüzyıla değin her türlü telli çalgıyı yapıyorlardı. 20. yüzyılda uzmanlaşmaya başladılar. En büyük keman yapımcıları arasında GagliAnolar, C.Fegant, J. B. Guadagnini, A. Guarneri, L. Guersan, Klotlar, G. P. Maggini, D. Montagnana anılmalıdır.

Kemanın çocuklar için yapılmış daha küçük boyutları vardır. Çeyrek, yarım (53 cm) ve üç çeyrek (56cm)

19. yüzyılın ortalarında Türk Müziğinde de kullanılmaya başlanan keman günümüzde gerek Klasik Türk Müziği, gerekse Türk Sanat Müziği ‘ nin vazgeçilmez çalgıları arasındadır. Alaturka kemanda Sol, Re, La, Mi akordu yerine La,Re,La,Re ve Sol,Re, La,Re akortları da kullanılır. Alaturka kemancılar sesini arttırmak amacıyla genellikle çalgının göğsünü içten incelttirirler. ( 1 )

Tarihte Kemanın Yeri
Lavignag, kemanın Türklerin Kemençeigos yani oğuz kemençesinden alındığını yazar. Bazı kaynaklarda ise Arapların Rebab’ ından geliştirildiği öne sürülmüştür. Keman asıl biçimini korumakla birlikte 19. yüzyılda bazı değişikliklere uğradı. Çağdaş kemanda gövde ve sap daha uzun, köprü daha yüksektir. Kemana orkestrada ilk olarak 1565’ de S.T. Riggo ve Corteccia’ nın eserlerinde yer verilmiştir. Sonraki yıllarda orkestradaki görevlerinden dolayı birinci ve ikinci keman olarak adlandırılmış, orkestradaki sayıları çoğaltılmıştır.

Türk Musukisi'nde Kemanın Yeri
Kemanın Türk ülkesine ne zaman geldiği tam olarak bilinmemektedir. İstanbul ve Trabzon gibi Latin ülkeleri ile sıkı ilişkiler içinde bulunan şehirlerde çok eskiden beri kemanın en eski örneklerinin bulunduğu ileri sürülmüştür. Kanun’i Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Makbul İbrahim Paşa nın gençliğinde padişahın şehzadesi olarak Manisa da bulunduğu yıllarda keman çaldığı biliniyor.

Yine bu yüzyılda yaygınlık kazanmış bir saz olarak klasik musukimize girememiş olmakla birlikte halk arasında çok tutuluyor ve koltuk meyhanelerinde çalınıyordu. Kemanı üst düzey sınıf arasına sokan kişinin Sultan 1. Mahmut dönemi sanatkarlarından olan Corci olduğu ileri sürülür. Kemandan önce musukimizin yegane sazı Rebab idi. O yıllarda kemana “Viola d’ Amore “ deniyordu ki bu sazın benzeri yakın zamanlara kadar kullanılmış olan Sine Kemanı’dır. Kemani Corci’ ye kadar bütün kaynaklarda eski Türk kemanını çalanların Türk olduğu halde 18. yüzyıldan sonra Türk olmayan kimseler batı kemanını çalmaya heves etmiş ve pek çok ünlü isim ortaya çıkmıştır. Hiç şüphesiz bu sanatkarlar “ Viola d’ Amore’ nin farklı şekilleri olan Sine Kemanı’ nı çalıyorlardı.

Yedi teli olan Sine Kemanı’nın sesi biraz boğukça olduğu ve kemençe sesine benzediği için musukiden anlayanlarca daha çok tercih ediliyordu. 19. yüzyıl başına kadar keman çalan sanatkarlar kemanın her iki türünü de kullanmışlardır. Daha sonra Sine Keman’ı unutulmuştur. Son idrakarları Mustafa Sunar ile Nuri Duyguer olmuştur.Batı kemanının ülkemize yerleşmesinde Romanyalı Miron’ Un büyük rolü olmuştur. Ülkemizde Türk Musukisi ölçüleri içerisinde çok güçlü icrakarlar yetişmiştir. ( 2 )
Bir devreye damgasını vuran bu sanatkarlardan bazıları

şunlardır
Kemani Hızır Ağa, Kemani Rıza Efendi, Kemani Corci, Kemani Körsebuh, Kemani Aleksan Ağa , Kemani Memduh, Bülbül-i Salih Efendi, Reşat Erer, Nubar Tekyay, Sadi Işılay, Hakkı Derman Selahhattin Ünal ve bunla gibi musuki termonolojimizde keman çalanlara kemani denir.
Müzisyen tellerin üzerinde yayı doğru Açı ile sürtünce ses elde edilir. Bu yay Pernan bUco2 dan yapılıp 75 sanimetre uzunluğundadır ve telleri at kılındandır.

Kemanın en önemli özellikleri sahip olduğu ses aralığı ve hem lirik hem de hızlı ve parlak kullanıma elverişli olmasıdır.Kemancılar aşağıdaki teknikleri kullanarak özel

sesler de elde ederler
Pizzicato ( telleri çekerek ), Tremelo ( yayı hızlı hızlı telin üzerinde hareket ettirmek ), Sul Ponticello ( yayı köprüye çok yakın sürterek ince bir ses elde etme ), Collegno ( yayın teli yerine ahşap kısmını kullanarak ) ve Glissando ( yayların üzerinde parmakları gezdirmekle çıkan ses )
Kemanın ilk olarak 1500 lerde İtalya’ da ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Lira da Braccio ce Fidle adlı iki enstrümandan türemiş olduğu sanılmaktadır.Keman yapım sanatı 17. ve 18. yüzyıllarda Antonio Stradivari, Guissepe Guaneri ve Jacop Satyner gibi ustalarla başlamıştır. O zamanki kemanların bugüne göre boyunları daha kısa, perde bölgesi daha kısa ve köprüleri daha düzdü. Keman klasik eserlerde ilk kullanılmaya başlandığı zaman alt sosyal seviyede bir Alet olarak görülmüştür. Ancak Claudio Monteverdi’ nin Orfeos’ u gibi eserler ve “24 Viyolons du Roi” gibi topluluklarla bu statüsü de yükselmeye başlamıştır. Bu tırmanma Barok dönemde de Antonio Vivaldi Jsbach ve Georg Philip Telemann gibi bestecilerle devam etmiştir.

Solo konçerto, sonat ve suit gibi müzik janrlarında keman en önde giden olmuştur. Ancak keman virtiözleri ilk olarak 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Covanni Viotti, Isaac Stren Mischaelman ve Nathan Nilstain, David Oistrach Pinhas Zuckerman, jacah Heifelds bu konuda ün yapmış isimlerden bazılarıdır. ( 3 )

Kemanın Özellikleri
Keman insanı erinden etkileyen eşsiz güzellikteki sesiyle yaylı çalgılar ailesinin en önemli üyesidir. Sesi öteki çalgılara göre bir çok bakımdan insan sesine daha yakındır. Keman çene altı ile omuz arasına sıkıştırılarak tutulur. Sol elin parmakları sap üzerinde bulunan tellere basarak gezinirken sağ elle tutulan yay keman tellerine sürtülerek çalınır.Gövdenin orta bölümündeki yan girintiler yayın daha kolay hareket etmesini sağlar. 35 ile 36 santimetre arasında değişen bir gövdesi vardır. Küçük ve hafif bir çalgı olmakla birlikte ortalama 84 ayrı parçanın bir araya getirilmesi ile yapılır. Genellikle 2 santimetre kalınlığında bir çam veya Akağaçtan oyma Kalemi ve rende kullanılarak biçime sokulur.

Kemanın bir gövdesi ve buna bağlı bir sapı vardır. Gövde, göğüs tahtası yada tabla denilen üst kapak, alt kapak ve onları birleştiren yanlık adı verilen bir kasnaktan oluşur. Tellerin köprü aracılığı ile gövdeye yaptığı Basınca direnebilmesi için alt ve üst kapaklara bir kavis verilmiştir. Sapın ucundaki burgulara sarılarak bağlanan teller bir eşikten geçerek gövdenin ucundaki kuyruk bölümüne bağlanır. Köprü tellerin titreşimini üst kapağa iletir.

Burgu yuvalarına yerleştirilen kulaklar tellerin istenilen ölçüde gerilmesini sağlarlar. Gövdenin içine boydan boya yerleştirilmiş bas çubuğu ya da bas kirişi denen bir çıta eşiğin tam altında da can direği denilen bir takoz bulunur. Bas çubuğu sesin tınlanmasına, can direği de ses titreşimlerinin alt kapağa iletilmesine yardımcı olur. Üst kapak üzerinde F biçimindeki iki ses deliği ses titreşimlerinin gövdeden dışarı çıkmasını sağlar.Dış etkilerden korunabilmesi için yapımı tamamlandıktan sonra, özel karışımlı bir tutkalla cilalanır. Cila aynı zamanda kemanın ses tınısını belirleyen önemli bir öğedir. Keman yapım ustalarına LUTHİER denir.

Ülkemizde keman yapım teknikleri çok gelişmiş çeşitli yarışmalarda birincilik alan lutierlerimiz vardır.Bunlar; Cafer Açın, Mesut Gözalan, Yunus Tarhan, Mehmet Alkan, Nevzat Önder, Ayhan Damcıoğlu, Ahmet İyi doğan, Emin Tilef, Bedi Akol’ dur.

Kemanın Akort Sistemi
Kemanın metalden ya da hayvan bağırsağından yapılmış dört teli vardır. Akort sistemi pesden tize doğru Sol , Re , La , Mi olarak düzenlenmiştir. Batı kemanlarıyla aynı akort sistemine sahip olmasına rağmen Türk Musukisine uygun bir şekilde isimlendirilmiştir. Do, Sol, Re, La. Bazı icracılar La telini ince sol düzeninde kullanmaktadır. Bu konuda çeşitli fikirler öne sürülmüştür. Eskiden kullanılan ve Avrupa’dan getirilen kemanların beş esas, altı ahenk telinin olduğu ve aynı telin ince sol olarak akort edildiği biliniyor. Bir başka görüş ise Rebab ve ud gibi çalgıların akorduna benzetmek için böyle hareket edildiğidir.La akort Türk musuki icralarında çiğ kalmakla birlikte bazı makamlar transpoze edildiğinde icrada zorluklar oluşmaktadır.

Kemanın Türk Musikisindeki Yeri Ve Önemi Hakkındaki Görüşler

Gülnaz Rizeli Çember bestelerin form ve müzikal yapısının incelendiği bu çalışmada melodiye yön veren en önemli unsurun güfte olduğu inancına sağdık kalınmış, yapılan çalışmalarda bestekarlarımızın bu inançla kullanacakları usule göre vezin tercihi yaptıkları görülmüştür. Form açısından benzer yapıya sahip olan eserlerde farklılıklara da rastlanmıştır. Eserlerin büyük bir bölümünde terenüme, ikinci usulün son t-k daplarından başlanmıştır.Makam geçkileri üçüncü mısra ile bestelenen meyan bölümünde yapılmıştır. İncelenen murabba bestelerin dördü dışında güfte de kullanılan vezin fa-i-la-tün 2.si de fa-i-la-tün 3.sü fa-i-la-tün ve sonuncusu fa-i-lün kalıbındadır. Eserlerin çoğunda üç cümleli periyotlardan oluşmuş , bunun yanı sıra dört periyotlu cümlelerde de kullanılmıştır.

Aydın Varol Çalışmamızda kemanın tarihi ve Türk Musukisindeki konumu araştırılarak değerlendirilmiştir. Keman 15. ve 16. yüzyıllarda musukimize kemanın atası olan Sine Keman şeklinde girmiştir. Keman Türk Musukisinin kemandan önceki yegane yaylı sazı olan Rebab ve diğer enstrümanlarla büyük bir uyum içerisine girmiş ve her yönüyle büyük bir yaylı saz boşluğunu mükemmelen doldurmuştur. Çalışmamızda Kemanın dünyadaki tarihi incelenmiş ve orijine hakkındaki görüşlere yer verilmiştir. Kemanın enstrüman icra, ifade ve gelişme açılarından musukimize kazandırdığı hususlar ve yakın dönem ekolleşmiş kemanilerimizin taksimleri üslup ve tavırlarının incelenebilmesi amacı ile notaya alınarak çalışmamızda sunulmuştur.

OKTAY Özerden Suphi Ziya Özbekkan müziğimizin özellikle önemli formlarından biri olan şarkı formunda Hacı Arif Bey, Şevki Bey, Rahmi Bey ile içinde bulunduğumuz yüzyıla ulaşan ve bu formun zincirinin halkalarını oluşturan bestekarlarımızın sonuncularındandır. Eserlerinde güfte ile besteyi çok iyi birleştiren ve oldukça akıcı bir üslupta yazan bestekarın eserleri günümüze kadar rağbetle çalınıp söylenmiş ve dinlenmiş olup bundan sonra da bu niteliğini herhalde koruyacaktır.

A.Nesrin Öner Yayla Basit makamlarda Kâr, Beste, ağır Semâî, Yürük Semâî formlarında yazılmış eserlerde kullanılan geçkilerin incelendiği bu çalışmada 14 makamdan 170 eser incelenmiş ve bu eserlerin yüzde 96 sında geçki yapıldığı görülmüştür. Bestekârlar eserlerinde yaratıcılıkları ve üslupları doğrultusunda çok çeşitli geçkiler kullanmışlardır. Bu geçkilerden bazılarının daha sık ve birçok makamda ortak olarak kullanılmış olduğu tesbit edilmiştir .( 4 )

Ünlü Keman Virtiözü Suna Kan Keman çalışmalarına beş yaşında başladı Ankara'da V Gerhard Back, izzet Albayrak ve Lico Amar'dan dersler aldı. Mozart'ın 5. Keman Konçertosu'nu seslendirdiği ilk konserinde, henüz 9 yaşındaydı. 1948 yılında idil Biret - Suna Kan yasası ile Paris'e gönderildi ve öğrenimini Gabriel Bouillon'un yanında tamamladı. Paris Konservatuvarı'nı 1952 yılında birincilik ödülü alarak bitirdi. 1954 yılında Cenevre Uluslararası Yarışması'nda madalya aldı.1955 yılında Viotti Uluslararası Yarışması'nda, 1956 yılında Munich Uluslararası Yarışması'nda ödüller kazandı. 1957 yılında katıldığı M. Long - J. Thibaud Uluslararası Yarışması'nda Paris Şehri Ödülü'nü aldı. Bugüne kadar yurt içinde ve dünyanın çeşitli sanat merkez-lerinde sayısız konserler verdi

Birlikte konser verdiği uluslararası sanatçılar ve topluluklar arasında P. Fournier, Y. Menuhin, I. Ketesz, Zubin Mehta, A. Navarra gibi ünlü sanatçılar bulunan Suna Kan, Los Angeles Filarmoni, Moskova Filarmoni, Londra Senfoni, Salzburg Mozarteum gibi Orkestraların eşliğinde çaldı. Suna Kan, 1977-86 yılları arasında Ankara Oda Orkestrası'nın baş kemancılığını ve solistliğini yapmıştır. 1971 yılında "Devlet Sanatçısı" seçilen Suna Kan, Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları profesörüdür.

Milli Değerler Ve Milli Ruh
Yahya Kemal Ziya Gökalp’la olan manzum bir şakalaşmasında Kökü mâzide olan atiyim demişti Bu dört kelimelik mısra, yaşamak kabiliyeti olan bütün milletler için değişmez bir düsturdur. Maziyi unutsak, atsak, inkâr etsek bile kökümüz, aslımız oradadır. Manevî kanımızda, yani ruhumuzda olan istidatların, iyi ve kötü her şeyin jenleri oradan gelmektedir. Onları bilmek, kusurlu olanları düzeltmek milletteki yaşama inancının şartı, kanunudur.

Maziyi küçük görmekten hiçbir şey çıkmaz. Onu aşağılamak yanlış bir düşüncedir. Yeni doğmuş bebeği çirkin, akılsız, âciz diye sevmemek, onun sonra ne güzel bir şey olacağını düşünmeden yapılan nasıl bir haksızlıksa, kusurları olan maziyi sevmemek de öylece yanlış bir davranıştır.

Gerçi mazinin sisli ufuklarındaki şanlı ve büyük perdenin arkasında sönük ve korkunç başka perdeler de vardır. İnsanın henüz insanla hayvan ortası bir yaratık olduğu zaman hiç de övünülecek bir çağ değildir. Fakat ne yapalım ki bu böyledir. Yaratıcı kudretin bize çizdiği kaderdir. Onu değiştirmek kimsenin elinde değildir.

Övüncümüz, millet veya kavim olduğumuz zamanlardan başlar. Çünkü artık yasa içinde, düzenle, erdemle, yardımlaşma ile, teşkilâtla, fedakârlıkla, savaşta ölümü göze almakla yaşanan bir hayat başlamış, yaşamak güzelleşmiştir. Bu güzel hayatın da çirkin tarafları yok mudur? Elbette vardır. Fakat bir aksak mısra için güzel bir şiir nasıl atılamazsa, sesi çok çirkin olan bir kemancı kızın sanatı nasıl inkâr olunamazsa, bir Ameliyatta hastayı öldüren birinci sınıf bir doktor nasıl büyük hekim olmaktan çıkmazsa bir millet de mazisindeki çirkin taraflar yüzünden sıfıra indirilemez.

Bir insanın tek bir sözüne, bir eskrimcinin bir hamlesine, bir kumandanın bir muharebesine bakarak da hüküm verilemez. Hüküm vermek için o insana, o sporcuya, o kumandana topyekûn bakmak gerekir.

Atatürk’ün büyük kumandan olduğunda kimsenin şüphesi yoktur. Ama Birinci Cihan Savaşı’nın sonunda Suriye’de yenildi.

Gazi Osman Paşa da büyük kumandandır. O da yenildi. Hem de tutsak düştü. Bunlarla Atatürk’ün ve Gazi Osman Paşa’nın büyük kumandan olmak vasfı gider mi? Gitmediğine en büyük senet, Moskof Çarı’nın Gazi Osman Paşa’ya kılıçla gezmek müsaadesini vermesi, İngilizlerin de Çanakkale Savaşı hakkındaki resmî tarihlerinin başında Atatürk’e yaptıkları ithaftır.

Mehmet Emin Yurdakul’un dediği gibi: Milliyetler mazilerden akıp gelen sellerdir.
Mazide eşsiz bir güzellik vardır. Çünkü artık bir daha geriye gelmeyecektir. Çünkü orada hep ölüler yaşamakta ve suçlarından sıyrılmış olarak yalnız büyüklükleriyle bize bakmaktadır. Mazi güç kaynağı, fazilet ırmağıdır.

Milletlerin, mazilerine sımsıkı sarılmaları elbette boşuna değildir. Toprak Altından çıkan şekilsiz taş parçalarını değerlendirmek, tek duvarı kalmış bir yapıyı ayakta tutmak için didinmek bir yaşama savaşı, köklü olmak ülküsünün görünüşüdür.

İskoçlar o acayip eteklikleri herhalde elâlemi kendilerine güldürmek için giymedikleri gibi İspanyollar da boğa güreşlerini vahşet olsun diye yapmıyorlar.

Millet hayatındaki vazgeçilmez unsurlardan biri de müziktir. Bazılarının dediği gibi müzik iptidaî insanın isterisinden doğmuş olsa bile artık güzel sanatların bir bölümü olarak hayata girmiştir. Çıkmaz; çıkarılamaz.

Biz de tâ Hunlar çağından, yani milâttan önceki yüzyıllardan beri bir saray ve ordu mızıkası olduğu tarihî kayıtlarla bilinmektedir. Bir millî marş, bir askerî beste, melâli anlatan bir parça yahut neşeli bir ezgi fertleri, toplulukları, milletleri ruhlandırır, bazen kendinden geçirir. İnsanlar müzikle duygulanırlar, sevinirler, bazen de ağlarlar.

Türk müziği, cihan devleti kurmuş bir milletin ruh olgunluğunu gösteren ağırbaşlı bir müziktir. Tabiî, onun her parçasına güzel denemez. Batı müziğinin her parçasına da denilemeyeceği gibi...Güzelin tarifi pek çoktur. Çünkü güzelin tartısı ve ölçüsü yoktur. Görende, duyanda büyük estetik tesir yapan şey güzeldir. Bu sebeple bir Türk’ün güzel bulduğu şeyle bir Batılı’nınki, bazen bir olsa da, çok defa aynı değildir.

Bizim müziğimizin büyük üstadlarından biri “Itrî”dir. Millî ruhu terennüm etmiş, Türk’ün duygusunu dile getirmiştir. Itrî bir mazidir, semboldür. Türk müziğinin devidir.

Türk Milleti günün birinde Müslümanlığı bıraksa bile nasıl Süleymaniye’yi sevecekse, müziği de hangi yolu ve yönü alırsa alsın Itrî’yi de öyle kutlayacaktır. Itrî bir mukallid yani bir çalgıcı değil, bir yaratıcı yani bir bestekârdır.

Durum bu iken 27 Kasım 1971 tarihli Milliyet’te “Devlet Sanatçısı” Bayan Suna Kan’ın Itrî’yi de, tek sesli müzik dediğimiz Türk musikisini de yerin dibine batıran yazısını okuyunca hayretler içinde kaldık. Usta bir kemancı olan Suna Kan vaktiyle bir hârika çocuktu. Demek artık hârikalığı giderken sadece çocukluğu kalmış. Tek sesi hakir görmek nedir? Sindirilmemiş bir yükselmenin eseri... Müziğin ileri veya geri oluşunu yalnız tek ses veya çok sesle açıklama pek çocuksu bir izah değil mi? Caz müziği de çok seslidir ama bu, onu bayağı bir takırtı olmaktan kurtarmıyor.

Ney de tek sesli bir müzik aletidir. Ancak ney, tarihimizde sadece bir müzik Aleti olarak değil, aynı zamanda şanlı bir silâh olarak da yer almıştır. Çünkü, tahtından indirildikten sonra bir odada tutuklu bulunan III. Selim, çoğu gayrı Türk kölelerden meydana gelen bir kalabalığın, kendisini öldürmek üzere, odasına saldırdıkları sırada ney çalmakta idi ve kendisini o tek sesli müzik aleti ile savunmuştu.

Suna Kan’ın küçümsediği kavuklu adamların çaldığı tek sesli mehterle ülkeler açıldı, teşkilât kuruldu ve İngiliz Toynbee’nin yer yüzünde kurulmuş iki buçuk imparatorluktan biri diye vasıflandırdığı Osmanlı İmparatorluğu ’nun kültürü ve medeniyeti yüzyıllarca yaşadı (öteki imparatorluk Roma, yarım olanı da İngiliz İmparatorluğu’dur).

Muhteşem bir tarihin müziğini küçük görmek o muhteşem maziyi de küçük görmek, kendisini bu milletten saymamaktır. Suna Kan, 22-23 Aralıkta Devlet konser salonunu “müzelik eserler” işgal ederse Devlet Sanatçılığı unvanını iade edecekmiş.

Etsin!.. Bu dünyaya bir Suna Kan gelmeseydi Türk milleti hiçbir şey kaybetmezdi. Gitmesiyle de kaybedecek değildir. Çünkü, o nihayet usta bir çalgıcıdır ki kendisinden daha usta olanlar da vardır.

Fakat dünyaya bir Itrî gelmeseydi Türk ırkının müzik yönü bugünkünden biraz daha aşağıda kalacaktı. Çünkü, O, gerçek sanatkâr, yani bestekârdı.

Bir de her şeye Atatürk’ü karıştırmakla davalar çözümlenmez. Suna Kan’ın yaşı Atatürk’ün müzik hakkında konuşmalarını ve sözlerini bilecek kadar fazla değildir. Herhalde kendisine öğretenler var.

şunu asla unutmasın ki Atatürk tek sesli müziği sevmeseydi, sofrasında bu müzikle şarkılar söyletmez, kendisi de söylemez, hatta Zeybek Havası çaldırıp bizzat oynamaz ve tek sesli besteler söylesin diye Safiye Ayla’yı çağırtıp getirmezdi.

Millî değerlerin modası geçebilir, müzelik olabilirler. Fakat yine saygı görürler. Beethoven de müzeliktir ama hakaret görmüyor, baştacı ediliyor. Bugünkü Avrupa’nın insanlıktan çıkmış gençleri Beethoven’i dinleyip anlıyor mu? Onlar ancak Pop müziği denen vahşi seslerle zıplıyorlar. Fakat Beethoven’in tarihte aldığı yeri sarsamıyorlar, sarsamazlar.

Suna Kan’ın hücumlarına rağmen de Itrî tarihteki yerini almıştır, yıkılmaz. Hafif keman yayı ile vurarak üç yüzyıllık taş anıtı devirmeye imkân yoktur. O, millî ruhtan bir parçadır ve Türk ırkı yaşadıkça dimdik ayakta duracaktır. ( 5 )

Atatürk Sanat Ve Müzik - Atatürkün Sanat Anlayışı

Atatürk sanatı seven sanatçılara değer veren ve onları destekleyen bir devlet adamıdır. Çocukluğundan itibaren sanata ilgi duymuş ve sanatın bazı dallarıyla çok yakından ilgilenmiştir. Gençliğinde şiir ve edebiyata yakınlık duymuş Namık Kemal'in şiirlerini okumuş ve ondan etkilenmiştir.

Atatürk'ün Kaleme aldığı ve 1927 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde okuduğu Nutuk adlı eseri Atatürk'ün en büyük edebî eseridir. Yazmış olduğu "Oğuz Oğulları" adlı şiir de Atatürk'ün şiir konusundaki yeteneğini sergileyen ve her Türk'ün okuması gereken bir eserdir.

Atatürk şiir ve edebiyat dışında müziğe de büyük bir ilgi duymuştur. Şarkı ve türküleri dinlemekten büyük bir zevk alan Atatürk zaman zaman okunan şarkılara eşlik etmiş oynanan halk oyunlarına katılmıştır. Bazı Rumeli türküleri onun sesinden notalara dökülmüş ve müzik repertuarımızda yer almıştır.

Atatürk askerî ataşe olarak Sofya'da görevli bulunduğu dönemde çok sesli müziğe ilgi duymaya başlamıştır. Klâsik müzik konserlerine ve operalara giderek bu müzik türlerini tanıma fırsatı bulmuştur. Cumhuriyetin ilânından sonra ülkemizde bu müzik türlerinin sevilmesini ve müzik kültürümüzde yer almasını sağlamak amacıyla yapılan çalışmalara önderlik etmiştir. Ülkemizde müzik sanatının gelişmesi için bütün olanaktan kullanmıştır.

Atatürk'ün zamanında yapılmış bazı binaların güzelliği ülkemizdeki çağdaşlaşma hareketini ifade edebilecek nitelik taşımaktadır. Ayrıca mimarî eserlerin korunmasına verdiği önem de Atatürk'ün mimarîye olan ilgisinin önemli kanıtlarındandır.

Atatürk'ün Tiyatro bale edebiyat heykeltıraşlık mimarî resim müzik gibi sanat dallarıyla ve sanatçılarla ilgilenmesi onları desteklemesi Atatürk'ün sanatla çok yakın bir ilişki içinde olduğunun göstergesidir.

Atatürksanatla ilgili düşünceleriniTürkiye Büyük Millet Meclisindeki konuşmalarında Çankaya Köşkünde sanatçılarla yaptığı sohbet ve tartışmalarda belirtmiştir. Atatürk'ün bu konuşma ve tartışmalarda dile getirdiği sanatla ilgili düşünceleri Türk halkına ileti niteliği de taşımaktadır.

Atatürk Sanatın Tanımını Şu Sözlerle Açıklamıştır
Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu anlatım sözle olursa şiir ezgi ile olursa müzik resim ile olursa ressamlık oyma ile olursa heykeltıraşlık bina ile olursa mimarlık olur

Sanatın bir toplumun ilerlemesindeki öneminin ve vazgeçilmezliğinin bilincinde olan Atatürk bu düşüncesini şu sözlerle ifade ediliştir Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir Bir millet sanata önem vermedikçe büyük bir felâkete mahkûmdur" "Dünyada medenî ileri ve gelişmiş olmak isteyen herhangi bir millet mutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir." Atatürk'ün bu sözleri sanalla ilgili temel düşüncelerini ifade etmesi bakımından önemlidir.

Atatürk'ün Sanatçılarla ilgili Düşüncelerini ifade Ettiği Sözleri ise Şunlardır
Sanatçı toplumda uzun çalışma ve uğraşlardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır. Hepiniz milletvekili olabilirsiniz bakan olabilirsiniz hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz fakat sanatkâr olamazsınız

Adımız Andımızdır Adlı Şarkıyı Öğrenelim Şarkıyı Sınıfımızda Seslendirelim
Büyük bir sanatsever olan Atatürk'ün gönlünde müziğin ayrı bir yeri vardı. Bu nedenle millî kültürümüzde önemli bir yer tutan güzel sanatlar içinde müziğe ayrı bir önem vermiştir. Müziğin önemiyle ilgili düşüncelerini şu sözleriyle ifade etmiştir Hayatta müzik gerekli değildir. Çünkü hayat müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildirler. Eğer söz konusu olan hayat insan hayatı ise müzik mutlaka vardır. Müziksiz hayat zaten mevcut değildir: Müzik hayatın neşesi ruhu sevinci ve her şeyidir."

Yapılacak inkılâpların başarıya ulaşmasına müzik alanındaki gelişmeleri ölçü gösteren Atatürk bu konudaki düşüncelerini şu sözleriyle ifade etmiştir Osmanlı müziği Türkiye Cumhuriyeti'ndeki büyük devrimleri söyleyecek güçte değildir. Bize yeni müzik gereklidir. Bu müzik özünü halk müziğinden alan çok sesli bir müzik olacaktır Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü musikide değişikliği alabilmesi kavrayabilmesidir."

Atatürk'ü Konu Alan Aşağıdaki Marşı Öğrenelim Marşı Sesimizle Ve Çalgımızla Seslendirelim
Atatürk müziğin önemle ve öncelikle modern müzik (çok seslilik) kuralları içinde ele alınmasını istemiştir. Bu konuyla ilgili düşüncelerini şu sözleriyle ifade etmiştir Arkadaşlar güzel sanatların hepsinde ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bunda en çabuk en önde götürülmesi gerekli olan Türk musikisidir."

Atatürk Türk müziğinin evrensel müzikteki yerini bir an önce alması amacıyla yapılan çalışmalara önderlik etmiştir. Müzik eğitimi görmeleri için çok sayıda öğrenciyi Avrupa'ya göndermiştir. Ankara'da Musiki Muallim Mektebi ile İstanbul'da Sanayi-i Nefise mekteplerinin açılmasını sağlamıştır. Bu konudaki düşüncelerini de şu sözleriyle ifade etmiştir: "Ulusal ince duyguları düşünceleri anlatan yüksek deyişleri söyleyişleri toplamak onları bir Gün önce genel son musiki kurallarına göre işlemek gerektir. Ancak bu sayede Türk ulusal musikisi yükselebilir evrensel musikide yerini alabilir."

Türk pop müziğinin tarihi - Türkiyede Pop müzik

Pop müzik adından da anlaşılacağı gibi gündemde olan, çok ilgi çeken, eğlence amaçlı ve herkes tarafından bilinen yani popüler olan müzik demektir.Pop müzik, çok sayıda türe ayrılmıştır fakat bu türler kendi içinde kalmışlar ve çoğu ilgi görmemiştir.(Pop Jazz, Electrified, Rap.)
Pop müziğin belirgin özellikleri ezgilerindeki sadelik ve süslemelerdir.Ezgi yalın olduğu sürece akılda daha fazla kalacak, herkes tarafından mırıldanılacak ve buna bağlı olarak gündemde olacaktır.

Ezgi bir de ritim açısından zengin ise, o zaman söz ve ezginin değeri yarı yarıya azalacak ve eser, dans edilmek için hazırlanmış bir şarkı olarak kullanılacaktır Pop müziği klasik müzikle karşılaştırma yaparken Fazıl Say şunları söylüyor
Pop müzik satış için yapılır, klasik müzikse soylu duygular için

Fazıl Say burada aslında müzikleri karşılaştırmak istemiyor.İçinde göndermelerde bulunduğu kesin ama asıl vurgulamak istediği pop müziğin ticari amaçla yapılmış olduğudur.

Pop müzik eserlerinde belirgin bir benzerlik söz konusudur.Yani bir eser başka bir esere neredeyse tıpatıp benzeyebilir.Sözleri farklı olduğu için müzik eğitimi almamış birinin bu benzerliği fark edebilmesi oldukça zordur.Aynı kalıbın üstüne, farklı sözlerin yazılması ve dinleyiciye sunulması şarkı bestelemenin kolay bir yoludur.Bu yolla köşeyi dönmüş çok fazla şarkıcı vardır ne yazık ki.Şarkıların çalıntı olduğu iddialarının gündemde olduğu bu dönemden sonra, sözlerinin çalıntı olduğu iddia edilecek şarkıların duyulduğu dönemlerde gelecektir.Şu anda da, söz yazma işinde çalıntı yapmayan şarkı sözü yazarlarının da yazdığı sözler pek hoş değildir."Kırıcan mı Belimi Şakşuka Şakşuka Şaka da Şuka gibi

Pop müzik eserleri, konserler için daha uygundur.Özellikle büyük topluluklar önünde verilen bu konserlerde sahne performansı çok önemlidir.Konsere eğlenme amacıyla gelen insanlar, dinlediği müziğin yanında belirli figürlerle dansta izlemek ister.Bu yüzden bir pop müzik şarkıcısının dış görünümü de söylediği şarkı kadar önemlidir.
Pop müziği ülkemizde yıllardır başarıyla yapan kişiler de vardır.(Sezen Aksu, Fatih Erkoç, Sertab Erener)Sezen Aksu ve Fatih Erkoç'un, uzun zamandır tam anlamıyla ortalarda görünmediğini ve Sertab Erener'in de dünyaya açıldığını düşünürsek ülkemizdeki pop müzik, Ayşe Hatun Önal, Tarık Mengüç gibi şarkıcılara emanet edildi diyebiliriz.

1900'lü yılların güncel popüler müzik tarihini özetle şöyle açıklayabiliriz
1920-1930-1940'lı Yıllar

•30'lu yıllara operetler dönemi denmektedir.
•Taş plak dönemi bu yılları kapsar.
•Gramofon, en gözde alettir.
•Operetler ve tango, ülkemize giren ilk popüler batı müzikleridir.
•1920'li yıllar, cazın ülkemize girdiği yıllardır 1950'li Yıllar
•Türkiye'de cazın dışındaki batı müziği türlerinin tanındığı yıllardır.
•Batıdaki pop müzik, gençlerimizi etkisi Altına almaya başlamıştır.
•1955'te bir Rock'n Roll orkestrası kurulur.
•1958 yılında Kuyruklu Yıldızlar, dönemin en popüler grubudur.
•Bu dönemde söylenen şarkılar, orijinaline ne kadar yakınsa o kadar fazla ilgi görür 1960’lı yıllar
•Gençliğin özgür olmak istediği Hippi akımının gözde olduğu yıllardır.
•60’lı yıllarda pop müzik çalışmaları Avrupa’da olduğu gibi hız kazanır.
•Çok sayıda pop orkestrası kurulur.
•Bu dönemde çeşitli şarkı yarışmaları düzenlenmiştir.Ayrıca Türkiye, bu dönemde Atina Şarkı Yarışmasına katılıp 4.oldu.
•Orhan Gencebay, ilk 45’lik plağını çıkarttı.
•Yerli melodilerin batı sazlarıyla yeniden yorumlanması bu dönemde hız kazanır.
•1965 yılında Hürriyet gazetesince düzenlenen Altın mikrofon şarkı yarışmasıdır.Bu yarışmanın amacı pop müziği geliştirmek ve yeni gruplara şans vermekti. 1970’li Yıllar
•Pop müziğin gerçekten popüler olduğu yıllardır.
•Siyasi hareketler, müziği de etkiler.Bunun sonucunda şarkı sözlerinde sloganlar duyulmaya başlanır.
•Kaset devrinin başlangıcı bu yıllardır.
•Siyah beyaz televizyonlarda TRT, halka hangi müziği verirse halkta onu alırdı.Başka seçenek yoktu.
•Eurovision Şarkı Yarışmasına ilk kez katıldık.Sonuncu olduk(!)
•Şarkıcı ve söz yazarlarında belirgin artış görüldü. 1980’li Yıllar
•12 Eylül dönemi başladı.
•Tabi ki Türkiye’deki sanat kesintiye uğradı.
•Arabesk müzik hızla yayılmaya devam etti.
•Kasetçalar ve walkmanlerin çıkması kasete olan gereksinimi arttırdı.
•Korsan kasetçilik sorun olmaya başladı.
•Orgla müzik yapanlar, patronlarına daha az maliyet çıkardıklarından, çalgı topluluklarından daha fazla iş bulmaya başladı.
•Operetler yerini müzikallere bırakmıştır.
1990’lı Yıllar
•Ses güzelliği ve diksiyonun aranmadığı yıllardır.
•Uluslararası sanat müziği eğitimi almış sanatçıların caz yaptıkları görülür.(Örn.Aydın Esen)
•Nostalji denen akım beğeni toplamaya başladı.

90’larda Türkçe Pop 90’lı yıllarda Türk Pop Müziği, hep tartşılagelen bir konu olmuştur. Bu yıllarda pop müziğinin gelişimini anlamak için 60’lı yıllara, pop müziğinin ilk filizlendiği yıllara uzanmak gerekir. O zamanlarda pop diye tabir edilen bir müzik yoktu. Her şey yabancı parçalara Türkçe sözler yazılmasıyla başladı. O zamanlar bu müziğe Türkçe Sözlü Hafif Müzik, ya da Aranjman Müzik deniliyordu. Söz. yazarlarına büyük görevler düşüyor, Sezen Cumhur Önal ve Fecri Ebcioğlu gibi birçok söz yazarı, yabancı bestelere Türkçe sözler yazıyorlardı.

Bu müzik o yıllar hafife alındığından olacak ki TRT “hafif müzik diye bir tanım getiriyordu. Erol Büyükburç, süphesiz Türk Hafif Müziğinin ilk sanatçısıdır. İlginç sahne kostümleriyle de akıllarda yer etmiştir. Onu Ajda Pekkan izlemiş ve böylece bu müziği icra eden birçok sanatçı ortaya çıkmıştır. 70’li yıllarda ortaya çıkan Anadolu Pop ya da Anadolu Rock müzik, TRT’ye inatla tüm Türkiye’yi kasıp kavurmuştur. Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, 3 Hürel, Erkin Koray ve Edip Akbayram bu akımın belli başlı sanatçılarıdır.

Bunlara Halk Müziğine odaklanmanları yüzünden “Kent Ozanları denmektedir. 90’lı yıllarda bu akıma özenerek birçok sanatçı boy gösterecektir. 80’li yıllar ise gerek pop müzik açısından, gerek diğer müzik türleri açınsından en kötü yıllar olarak kabul edilebilir. Eğer 70’leri plak, 90’ları da CD ile özdeşleştirirsek, 80’lere kaset canavarı yıllar diyebiliriz. 12 Eylül’ün baskısıyla başlayan dönemde müzik türleri de bir çıkmaza sürüklendi. Anadolu Pop ve Anadolu Rock furyasından arabesk dalgasından geçiş sözkonusuydu. Kanımca Orhan Gencebay, bu iki müzik türü arasında bir geçiş formu teşkil ediyor. Kendisi hiç bir zaman arabesk yaptığını iddia etmedi. Kendi müzik tarzını oluşturmaya çalıştı.

Hatta bazı şarkılarındaki Gitar soloları Anadolu Rocktan izler taşıyordu. Ancak kendisi de farkında olmadan arabeskin temelini attı ve arabeskin Orhan Babası oldu. Orhan Gencebay ile birlikte Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses ve Müslüm Gürses 80’lerde arabeskin dört büyük üstadı oldular. Hepsi de ayrı ses renkleriyle farklı acılara hitab ettiler, bir bütünü tamamladılar. 80’li yıllar Arabeskin Altın yıllarıydı. Arabeskin yanısıra 1978 yılında Ferdi Özbeğen’in temelini attığı taverna kültürü, fantezi müziğini oluşturdu. Piyanist şantör ekolü doğdu. İnsanlar arabesk ile kederlenirken fantezi ile şenlendi. Oryantal kültür, bu iki müzik ile damarlara aşılandı. Bu hakimiyet, ister istemez diğer müzik türlerini etkisi altına aldı. Pop müzik de bu oluşumdan nasibini aldı.

Nilüfer, İbo klasiği Mavi Mavi’yi yorumladı. 70’lerde Janis Joplin’e olan hatranlığını dile getiren Zerrin Özer, bu yıllarda aynı şeyleri Orhan Gencebay ve Hakkı Bulut için söyledi. Ajda Pekkan için “pek bulaşmadı” denilse bile o “Aman petrol canım petrol” dedi. Video klibinde Topkapı Sarayının damında dans eden kızlar ve bir Mercedesi çeken öküz, eurovizyon jürisinin şaşkın bakışlarına neden oldu ve böylece ortaya komik bir manzara çıktı.

Bazılarına göre Sezen Aksu Sen Ağlama, Git gibi şarkılarla Türk makamları ile arabesk dalgasına cevap verdi, bazılarına göre bu şarkılar, onun arabeskten etkilendiğin göstergesiydi. 80’lerdeki müziğin kalitesizliğinin en bariz kanıtı, Opera adlı eurovizyon şarkısının sonradan en kötü eurovizyon şarkısı seçilmesidir. Bu yıllarda başlayan elektronikleşme, aranjör ve stüdyo müzisyenlerinin doğmasına neden oldu. 90’larda pop müziğinin teknik kadrosu: Garo Mafyan Onno Tunç, Atilla Özdemiroğlu gibi isimler yetişti.

Türk Sanat Müziği yeterli dinleyici kitlesine ulaşamıyor arayışlar içine giriyordu. Bas gitar ve Davul gibi enstrümanlar TSM şarkılarında duyulmaya başladı. Televizyonun yaygınlaşması sonucu konserler olan ilgi giderek azaldı. Sallantılarla geçen 80’li yıllardan sonra 90’lı yıllar geldi. Türk Hafif Müziği, yeni adıyla Türk Pop Müziği bir patlama yaşadı. TRT yıllardır bu müziğin yaygınlaşmasına mani oluyordu. Sadece yılbaşı gecelerinde ve özel programlarda Televizyona çıkan hafif müzik sanatçıları şanslı sayılıyordu.

Televizyon ve radyodaki bu tekelcilik, özel Televizyon ve Radyoların kurulmasıyla ortadan kalktı. Büyük bir engel yıkılmıştı adeta. Pop müzik rahat ve özgür bir ortamda icra ediliyor, geniş kitlelere ulaştırılıyordu. TRT’nin “hafife” aldığı bu müzik, popüler kültürün en temel taşı olarak yapılanıyor, bir çığ gibi büyüyordu. İlk tetiği Sezen Aksu çekti. “Hadi bakalım kolay gelsin, bir acayip zor yarış” diyerekten diğer popçulara mesaj veriyordu sanki. İlk defa bir hızlı (tekno) ritim, yerli bir şarkıda kullanılıyordu. Bunu bir sürü yenilik takip edecekti.

Ardından komik dans figürleriyle Yonca Evcimik “Aboneyim” diyerek bu çağrıya cevap verdi. Teknoloji, olabildiğince kullanılıyordu. Ritim programlayıcılar, sentetik sesler, voice-boxlar ve daha birçok Elektronik alet. İlk yıllarda kasıtlı olarak bir batıya yönelme oldu. Sonrasında Türk popu bir arayışa girdi. Tam olarak tanımlanamadığı için her türlü deneme yapılıyordu. Bir sonraki aşamada Akdeniz’den, balkanlar’dan, Anadolu’dan ve Arabistan’dan ezgiler harmanlanarak yorumlanmaya başlandı. Aynı zamanda uçlara da yönelmeler oldu. Kartel, bizi Hip-Hop ile tanıştırırken Tuğçe San Tekno yaptı. Can Kat ise Bırak çek git” diyerek bir Rythim and Blues denemesi yaptı.

Ne var ki böyle çalışmalar pek tutulmadı. Daha önce bahsedilen harmanlama ürünü eserler daha çok tutuldu. Önemli bir şarkıya klip çekmek bir zorunluluk oldu. Klipler şarkının tanıtımı açısından en önemli rolü oynadılar. Şarkı, klibi ile bütünleşmiş olarak algılandığı için klip çekimlerinde daha çok özen gösterilmeye başlandı. Bir klip endüstrisi ortaya çıktı. Yeşilçam’ın bazı emekli yönetmenleri bu sektöre kaydılar.

Bu kadar klip ve Radyo yayını, albüm satışlarının düşmesine neden oldu. Korsan kasetçilik ve telif hakları sorunları gündeme geldi. Tarkan 90’ların pop ilahı oldu. Mavi gözleri ile kızları her zaman büyüledi. Şarkılarında “Kıl oldum abi Hepsi senin mi Ölürüm sana hişt zilli” gibi bol argo bulunmasına rağmen şarkıları çok sevildi. Bir Canlı yayında boş bulunup “çişim geldi” diyerek karizmayı bir süreliğine bozmasına rağmen her zaman Türk Popunun 90’lardaki lideri oldu. Başarısını yurt dışında da kanıtladı. Tarkan gibi şarkılarında ilginç sözler bulunan şarkıcılara Anakaralı Turgut, kendi üslubuyla Ankara Havasıyla cevap verdi. Pop o kadar cazip hale gelmişti ki eskiler, tekrar gündeme gelmek için çareyi popta armaya başladılar.2000’li Yıllar
Sanat festivallerinin çoğaldığı yıllardır.Ekonomik kriz, festivalleri etkilemiştir.

•Caz konserlerinde artış görülür.
•Türk Pop'u yeniden hareketlenmeye başladı.
•Şakşuka Kırıcan mı Belimi Senin Ağzını Yerim Ben gibi acayip şarkılar yapıldı.
•İnsanlar, müziği bir dans ve eğlence aracı olarak paketleyip bir kenara attıktan sonra, televizyonlarında “Gelinim Olur Musun”, “Biz Evleniyoruz”, "Gel Yeniden" gibi programlara kafalarını yormaya başladı.

Türk Pop unun Doğuşu
Kulağa yönelik olmaktan uzak, daha çok eğlencelik müziği bütün dünya sayısız örneklerle bağrına bastı. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri müzik popülerliğini korudu. Şehirliler için en popüler tercih şarkıydı. Bu sırada müzik tarihi baştan alınırsa çok ilginç gelişmeler oluyordu. 1948’de politik nedenlerin etkisiyle yasaklanan Arap filmlerinden geri kalan 150 tanesi (çoğunlukla Mısır) Türkiye genelinde sinemalarda gösteriliyordu.

Bu filmler ve müzikleri çok çok meşhurdu ve 1938’de Arap şarkı sözlerini yasaklayan otoriteleri kaygılandırdı. Bu yeni bir aşamayı tetikledi. Bütün şarkılar Türk şarkıcılar tarafından ana temeları hissedilecek biçimde yeniden düzenlendi. Bu en azından devlet politikaları yüzünden işsiz kalmış birçok Türk sanat müziği sanatçılarına çalışma olanağı doğurdu.

Dönemin önde gelem müzisyeleri Saadettin Kaynak, Münir Nurettin Selçuk ve Vecdi Bingöl.
50’lilerde Kaynak Türk Sanat Müziği’nde özgün olarak adlandırılan tarzı aldı, 30’lu 40’lı yılların Arap filmleri müziklerinden etkilenmiş, Türk Sanat Müziği içinde ‘fantazi’ olarak adlandırılan tarzda yenıden şekillendirdi. Münir Nurettin Selçuk ve Vecdi Bingöl birlikteliği bir çok popüler fantazi şarkılar doğurd, daha önemlisi sıradan Türk dinleyicisinin müzik zevkinde büyük değişikliklere yol açtı. Şehir merkeslerınde yaşayan yetenekli Osmanlı mirası takipçisi müzisyenler çalışmalarını devletin kültürel politikaları sonucu popülerleştirmeye zorlandılar. Bu tarz Doğu-Batı sentezi yapmaya çalışan cumhuriyetin müzik alanında en büyük engeli olacaktı.

Kaynak’ın öncülüğünü yaptığı ‘özgün’ yaklaşımı Türk Sanat Müziğinde yaygın tarz oldu. Müzeyyan Senar, Zeki müren ve diğerleri sayesinde tamamen köklü bir hal aldı. 50’lerde Türkiye NATO’ya girilmesi, Marshall yardımının gelmesiyle daha çok batılılaştı. Hollywood filmleri gösterilmeye başlandı ve sosyal değişim rüzgarları sonucu köyden şehire başlayan göç Türk Sanat Müziğine yeni dinleyiciler getirdi. Köylü geçmişleriyle elit olmayan dinleyiciler şehir düzenindeki gazino kültürünü çoktan almaya hevesliydiler. Bütün bunlar olurken, Türk sineması kendi dramatik geleneğini geliştiriyordu Anadolu’da gösterilen filmlerle ‘özgün’ kentlere kasabalara yayılıyordu.
Batılılaşma süreci şehirli dinleyicilere 60’lı yıllarda yeni popüler müzik seçenekleri verdi. Popüler Avrupa ve Amerika şarkılarının Türkçe sözlerle söylenmesi düzenlenmiş müziği yükselişe geçirdi ve TRT tarafından kuvvetle desteklendi.

Aynı zamanlarda başka bir tarz şehir merkezlerinde kendini göstermeye başladı; Politik görüşü olan kişiler tarafından icra edilen, Türk film müzikleriyle batı müziğinin sentezi olacak şekilde biçimlendirilmiş Anadolu pop’u. Anadolu pop’uyla düzenlenmiş müziğin arasındaki tek ortak yön elektronik enstürmanların kullanılmış olması ve çok sesliliktir. Genel olarak Batı müziği ensturmanları ve kısmi olarak elektronik enstürmanların kazandırdığı ses Orhan Gencebay’ın ve onu takip eden Arabesk şarkıcıların ve bestecilerin ilgisini çekti.

Arabesk çok hızlı bir şekilde gazino kültüründe yerini buldu. Arabesk, diğer deyişle ilk doğal Doğu-Batı sentezi ürünü Türk sanat müzisyenlerinin çabaları ve hünerleriyle ulaşmış oldu. Arabesk kelimesi yüksek kesim entellektüellerin bakış Açıları sonucu ortaya çıkarttıkları bir kelimedir.

Klarinet nedir - Klarinet Nasıl Çalınır

Tahta üflemeli bir çalgıdır Alt kısmı geniş üst tarafa doğru daralan tahta bir borudur

Üç kısımda incelenebilir

1-Bu kısma huni denir.Obuada olduğu gibi çalgının en geniş kısmı burasıdır Orta kısma girebilecek bir şekilde sona erer.Böylece ikinci ve üçüncü kısımlar birbirine bağlanmış olur.Bu kısmın kalın seslerine salümo denir

2-Klarinet’in mekanizması bakımından en ayrıntılı kısımdır.Çalgının en parlak sesleri bu kısımdan elde edilir ve bu seslere kleron denir Üçüncü kısma girebilecek şekilde son bulur

3-Bu kısım obuada olduğu gibi en dar kısım değildir.Üçüncü kısımdan sonra ayrıca iki ek kısım daha vardır ve çalgı bu eklerle son bulur

Ek kısımlardan birincisine varil ikincisine bek denir Varil klarinet'in ötki çalgılarla akort edilmesine yardımcı olur Bek kamışın bir bilezik aracılığıyla kendi üzerinden bağlanması sonra klarinetin sonuncu parcası durumundadır.En tiz sesler üçüncü bölümde yer almışlardır

Klarinet'in kamışı tek kanatlıdır Obua kamışı kadar hassas ve ince bir parçadır Sürtünme sonucunda bozulmuş çatlamış veya kırılmış olan uç taraf sağlam halindeki kalitede ses veremez

Mekanizma 19 perdeden oluşur.Her perdenin bir veya iki alttan ve üstten itici yayı vardır Yaylar çelikten yapılmıştır ve levha halinde veya yuvarlaktır.Perdeler ise birbirine millere bağlanmıştır,madenden yapılmıştır Mekanizmanın öteki kısımları Gümüş veya nikeldir.Ağaç kısmı ise Abanoz veya sedirdendir

Klarinet LA diyapozisyonuna göre si bemol yapılır.Partisi bir ton traspoze edilerek okunur.Notası ikinci çizgi sol anahtarıyla yazılır Ses genişliği yaklaşık dört oktavdır.

Orkestrada aynı Aileden olmak üzere,si bemol bas klarinet ve kontrabas klarinet kullanılır.Bandolarda ise,ayrıca la bemol ve mi bemol klarinetler vardır.Orkestrada partisi bulunduğu zaman,mi bemol klarinette kullanılır.

Klarinet sürat bakımından üflemeli tahta çalgılar arasında en işlek olanıdır.Müzik tarihi boyunca besteciler tarafından sıkça değerlendirilmiştir Çalgının kompozisyona sağladığı en büyük yarar varasyonlarıdır Özellikle bandolarda orkestradaki Keman işlevini yapar.Varasyonlar ve pasajlar özellikle bağlarda en güzel örneğini verirlerStaccato,en üstün düzeyine klarinette ulaşmıştır Çift Dil denilen ve uygulaması güç olan bu teknik

Olanak, klarinet’in özelliklerindendir.Dil,bağ ve sürat karışık olarak kullanıldığı zaman,derinlemesine bir renk ve ifade olanca gücüyle elde edilmiş olur

Klarinet en iyi ve tatlı piano’yapan bir orkestra çalgısıdır.Yaylı çaldılarla karışacak kadar bir hafif sese karşılık,kulak yırtıcı bir çığlığa varabilecek ölçüde sert bir ses kalitesine sahiptir.Crescendo ve diminuendo bakımlarından ise piyano kadargüvenilirdir.

Klarinetin 1690 yılı dolayında Nünberg li Christoper Daner tarafından yapıldığı söylenmektedir.

Orkestrada ilk kez 1770’te Mozart’ın Paris Senfonosi’ne girmiştir.Daha sonra bütün besteciler klarinet’in yüksek ses kalitesinden ve derinlemesine inen gizemli ses renginden yararlanmışlardır

Piyano nedir - Piyano Nasıl Çalınır - Piyanonun Tarihi

Klavyenin kullanımı
Klavye piyanoda sesin çıkması için mekanizma ile temas eden tuşların bütününe verilen addır İlkel ilk klavye eski çağın orglarında (hidrol) görülür 15 yy da beyaz ve siyah tuşlar olmak üzere 2 sıra dizili olan klavye 17. yy.ın başında 48 kalın seslere doğru görülen gelişme sonucunda bu günkü ev piyanolarında 88 konser piyanolarında ise 97 tuşa sahip olmuştur
Rönesansdaki Aile ve değer yapılarına baktığımızda evdeki herkesin şarkı söylediği yada bir enstruman çaldığına tanık oluyoruz. Evde hep birlikte müzik yapıldığı özellikle de çocukların bir enstrumanı çalarak yetiştiği bir dönemde klavikord'u görüyoruz.

Piyanonun ilk ilkel biçimi ile 1771 yılında İtalya’nın Floransa kentinde, Bartolomeo Cristofori tarafından keşfedilmiştir Şüphesiz bu noktaya hemen gelinememiş, bu döneme kadar kullanılan ve piyanonun keşfini hazırlayan bir çok müzik Aletleri olmuştur. Bu aletlerden, timpanon ve psalterion Asya kökenli olup 12.YÜZYILDA Avrupa’ya gelmişlerdir

Timpanon
tahta bir kutu üzerine gerilmiş tellere tahta çomaklarla vurularak çalınana bir çalgı. Santur ve çembal,timpanonun günümüzdeki birer uzantısıdır

Psalterion
tellerin üçgen biçiminde bir kutu üzerine gerildiği ve göğüse dayayarak, tellerin parmakla çekilmek suretiyle çalındığı bir çalgı idi. Klasik Türk müziği çalgılarından biri olan kanun, psalterionun gelişmiş şeklidir.

Bu iki çalgı 15. yüzyıla doğru önemli değişikliklere uğramıştır Tellerin doğrudan el ile değil, bir mekanizma aracılığıyla titreşmesi sağlanmış ses sayısı kadar tuş yerleştirilmiş ve bu tuşların tümüne birden klavye denilmiştir

Mekanizma ve klavyenin eklenmesiyle timpanona klavikord psalteriona ise epinet adı verilerek iki yeni Alet geliştirilmiştir. Enstruman dikdörtgen bir kasa içinde iki eşik arasında her notaya bir tel gelecek şekilde düzenlenmiştir. Telleri mızrapla çekilerek ses veren enstrumanlardan klavsen piyanonun şeklini ve gelişimini etkilemiş bir enstrumandır.16yy da dikdörtgen olarak yapılan bu aletlerin boyutu 4 oktava kadar genişlemektedir. Her nota için ayrı telleri olan klavikord 1725 de Daniel Tobias Faber tarafından yapılmıştır J.S.Bach (1685-1750)'ın tampere ( eşit aralıklar ile düzenlenmiş) sisteme göre 12 majör ve 12 minör tonda yazdığı prelüd ve fügler büyük bir klavikord ile çalınmıştır.

Avrupanın kuzeyinde en iyi klavikord yapan ülkeler Almanya ve İsveçtir Bunların yanı sıra İtalya Fransa İspanya, İngiltere ve Flamanlar sayılabilir Epinet ise klavsenin gelişmemiş halidir Beşgen kasaya sahiptir. Görülen en eski epinet 1493 tarihlidir Evde çalınan bu aletin İtalyada müzik yaşamında yaygın bir yeri vardır

Ama hala bir sorun vardı. Klavikord ve epinet kuvvetli ve dolgun ses çıkartamıyordu. Daha güçlü ses elde etmek amacıyla bazı değişiklikler ilave edildi ve her ses için bir yerine iki tel kullanıldı. Bu yenilik sonucu epinetin sesi oldukça dolgunlaştı ve bu alete ilgi arttı. Şeklen de büyüyerek klavsen adını aldı. Klavsenden biraz daha az gelişmiş bir çalgı olan virginal, ise, 1600 lere doğru İngilterede telli ve klavyeli çalgılara verilen addır. Dikdörtgen biçimindedir ve genelde genç kızlar tarafından çalınır. Teller mızrap tarafından titreşerek ses çıkarmaktadır. Bu enstruman için eserler kilise ilahilerinin melodileri üzerine çeşitlemeler, dans havaları, şarkılar, fantaziler ve anlatımcı müzik eserleridir.

Klavsen bazı yenilikleri de beraberinde getirdi. Her ses için tel sayısı üçe çıkarıldı ve daha da güçlü ve dolgun sesler elde edildi. Ayrıca bir mekanizma kolunu çekmek suretiyle, tuşlara bağlı olan mızrabın üç tel yerine, iki tele vurması sağlanarak, kuvvetli sese alternatif olan hafif ses elde edilmiş oldu. Fakat iki elin çalıştığı sırada bu kolu kullanmak oldukça zordu. Bu güçlüğü önlemek için iki klavyeli klavsen icad edildi. Üstteki klavyenin her tuşu iki telli ve hafif sesler için, alttaki klavyenin tuşları üç telli ve kuvvetli sesleri çalmak için kullanılıyordu.

Klavsen 17. yüzyıl sonlarına doğru ilgi gördü ve orkestralarda kullanılmaya başladı. Bir yüzyıl kadar yaşadıktan sonra yerini, daha gelişmiş bir alet olan piyanoya bıraktı. Aslında klavsenin tuşlarının yeri piyanonun tam tersi idi.

Piyano 1711 yılında Floransalı Bartolomeo Cristofori tarafından icad edildi. Bu alette hem hafif hem kuvvetli çalmak mümkün olduğu için ismine İtalyanca hafif ve kuvvetli anlamına gelen piano forte denildi Pianofortenin yaygınlaşmasında Fransız ihtilalinin önemli rolü olmuştur. 1789 deki ihtilalde devrimciler aristokratların klavsenlerini yakarak ve tahrip ederek yenilik için özlemlerini dile getirmişlerdir.
Bu dönemin önemli bestecileri olan Joseph Haydn (1732-1809) ve Wolfgang Amadeus Mozart (1756-1791)'ın eserlerinde giderek farklı nüanslar belirtmeye başladıkları görülmektedir. Mozart 1777 yılında taşıdığı özelliklerden ötürü 21 yaşında Anderas Stéin'in pianofortelerini klavsene tercih etmiştir.

•Piyanoda sesler, deri kaplı küçük çekiçlerin, tuşlar vasıtasıyla hareket ettirilerek tellere vurulmasıyla elde ediliyordu. Mekanizmaya bir de tellerin titreşmesini söndüren çuha yerleştirildi
İlk piyanolar klavikord benzeri kuyruklu idiler. Frederici isimli yapımcı ilk dört köşe piyanoyu üretti. Alman Zumpe’de kendi adını verdiği dört köşe piyanoları Londra’da çok sayıda üreterek yaygınlaşmasını sağladı.(1776). Pedallerin piyanoda kullanılması 1783’te Broadwood tarafından gerçekleştirildi

1790-1830 yılları arasında yorumcuların isteği ihtiraslarını duygularını anlatabilecek geniş nüanslara sahip bir enstruman idi.. Bu dönemde konserler artık yalnızca aristokratların oluşturduğu bir kaç davetli için değil daha büyük salonlarda daha çok dinleyici için düzenleniyordu. Dolayısı ile piyanodan daha çok ses çıkarması bekleniyordu. Böylelikle daha sağlam ve dayanıklı piyanolar üretilmeye başlandı. Pedallar eklenerek bağlı ve sönmeden çalabilme özelliği sağlandı.

•1788’de de tellerin gerili olduğu tahta kasnak yerine metal kasnak kullanıldı. Piyano yapımcıları hızlı bir vuruşa bağlı olarak, çapı daha kalın olan tele daha ağır bir çekiçle vurulma özelliğini saptadılar. Ses tahtası kalınlaştırılarak tellerin gerilimini dengeleyebilmek için tahtadan olan iskeletin güçlendirilmesi için çelik kullanıldı.

•1808’de Erard çift maşalı mekanizmayı 1821’de yeğeni Pierre Erard’da tekerrürlü mekanizmayı bularak piyano yapım tekniğini en üst düzeye ulaştırdılar. zamanla pianoforte adı, yerini piyano'ya bıraktı. Sebastian Erard, vuruşlar, ses titremeleri ve özellikle notaların tekrarı için çok hızlı bir mekanizma oluşturma amacı doğrultusunda Paris'te 1780 de piyano üretimine başlamış bir yapımcıdır.

Piyano tarihinde önemli bir gelişme 1809'da Fransa'da Paris Uluslararası Müzik Konservatuarında klavsenin bırakılarak müziksever bir toplumu ve müzikal bir repertuarın doğuşunu sağlayacak piyanonun kabul edilmesidir. Ludwig van Beethoven (1770-1827) bu dönemde, Erard'ın piyanoları için yazdığı besteleri ile piyanoya asillik ünvanı kazandırmış bir besteci olarak görülmektedir. Onu Frederick Chopin (1810-1849) ve Franz Liszt (1811-1886) gibi hem çok usta piyanist olan hem de piyano için çok değerli eserler yaratmış olan romantik dönemin ünlü bestecileri takib etmektedir

•Böylece en başta bahsedilen iki aletten psalterion, klavsen ile en gelişmiş şeklini alırken, timpanon da piyanonun icadı ile gelişmesini tamamlamış oldu.
•Piyanonun ses genişliği kalın La ‘dan ince Do’ ya kadar yedi oktav ve bir minör üçlüden ibarettir.
•İyi bir piyanonun tuşları, ne parmakları yoracak kadar sert, ne de parmakların gelişmesini önleyecek kadar yumuşak olmalıdır.
•Piyano için eser yazan ilk besteci Muzio Clementi’dir.(1773)

Akord, piyanodaki seslerin düzgün çıkmasını sağlar. Eğer sesleri oluşturan teller yeteri kadar geriliyse, o zaman ses düzgün çıkar. Buna akordlu piyano denir. Ama sesler tuş kaldırıldıktan sonra hala devam ediyorsa, veya sesler cızırtılıysa o zaman piyano akordsuzdur. Akordun bozulmasına bir sürü sebep vardır.Bunlar:

1.Eğer piyanonun arkasındaki tahta, ısıtılıp soğutulursa, o zaman tellerde genleşme olur yani teller gerginliğini kaybeder.

2.Eğer piyano yerinden sürekli hareket ediyorsa, o zaman yine akord bozulur.

3.Eğer tuşlara çok sert basılırsa, o zaman akord bozulur Piyanoyu akord ettirmek için iyi bir akordör çağırılmalıdır. Akordör, telleri sıkar ve akordu düzeltir.

•Duvar piyanosu telleri ve armoni tablası düşey olan piyano.
•Elektrikli piyano rezonansı, çalgının mekanizmasına dahil olan ya da dışarıdan bağlanan yükselteçlerin sağladığı piyano
•Hazırlanmış piyano tellerin arasına, çalgının tınısını değştirecek nesnelerin (çiviler,tahta,maden ya da kauçuk parçaları) yerleştirildiği piyano.
•Kuyruklu piyano telleri ve armoni tablası yatay olan piyano.
•Mekanik piyano 1880’e doğru Amerika’da icat edilen otomatik piyano.
•Pnömatik piyano Pirinç bir cetvelin(panflüt) delikleriyle uyuşan karton bir rulonun deliklerinden çalgının içine hızla giren Havanın basıncıyla çekiçlerin hareket ettiği otomatik piyano

Fazıl Say
Günümüzün en çok tutulan yorumcularından biridir. Daha çok Mozart’ın bestelerine yorum katar. Tavsiye edilen yourmu ise Alla Turca’nın yorumudur.

Tuluyhan Uğurlu
Kendi şarkılarını besteler. En çok tutulan bestesi ise M.Kemal Atatürk ve Güneşin askerleridir.

Güher ve Süher Pekinel
Genellikle dört el olan parçaların üzerine yoğunlaşan, günümüzde dinlenen ikiz yorumculardır.

Alla Turca(Türk Marşı)-W.A.Mozart
Für Elise-L.V.Beethoven
Egzersiz için:Czerny,Beyer
Ay ışığı sonatı- Beethoven
Sarabande- George Frederic Haendel
Musette-J.S Bach

Piyano için yazılmış müzik türleri arasında konçerto, sonat, prelüd ve füg, impromptu, etüt, ballat, noktürn, scherzo ve valsler sayılabilir.
Piyano yapımı konusunda kuruluşu çok eskilere dayanan ve ürettiği piyanoların kalitesinden hiç ödün vermeyen dünyanın pek çok yerinde konser salonlarına ve evlere girmiş ünlü piyano markaları şunlardır:
Antonin Petrof (Hradec- Krâlove) 1864
Ignaz Bosendorfer (Viyana )
1828, Henrich Steinweg ( Brunswick) 1835 (1853'te New York'ta Steinway adını almıştır.)
Klavikord için beste yapan bestecilerin belli başlıları:
Johann Sebastian Bach (1685-1750), Wilhelm Friedeman Bach (1710-1784) Carl Philip Emanuel Bach (1714-1788), Wolfgang Amadeus Mozart (1756-1791)

Piyano çalmaya başlayacak bir kişi için gövdenin,kolların,ellerin ve parmakların alacağı pozisyon son derece önemlidir. Başlangıçta yapılacak hataların düzeltilmesi zor ve zaman alıcıdır.

Piyano Çalmaya Başlarken Edinmemiz Gereken Temel Davranışlar Şunlardır

•Piyanoya, klavyeyi tam ortalayacak şekilde ve dirseklerin hafifçe gövdenin önüne (kol ile ön kol arasındaki Açı 90 dereceden biraz fazla) gelmesini sağlayacak yeterli uzaklıkta oturulmalıdır.
•Oturulacak yerin(iskemle,tabure) yüksekliği, dirseklerin bileklerinden biraz yukarıda bulunmasını sağlayacak şekilde ayarlanmalıdır.
•Üç orta parmak iyi yuvarlanmalı (avuç içi bir kubbe oluşturacak biçimde),böylece tuşlara etli tepe noktaları ile basmaları sağlanmalıdır. Küçük parmak kısa olduğu için daha az bombelenmeli, başparmak oldukça düz tutulmalı, ve tırnağın alt kenarına gelen etli kısmı ile tuşa basılmalıdır.
•Parmaklar dip eklemlerden yönetilmeli, uç eklemler içeriye doğru çökmemelidir.
•Boyun, sırt ve omuzlar olabildiğince gevşek bulundurulmalı, bu gevşeklik omuzdan başlayarak kolun bütününü içine almalıdır.
•Tırnaklar kısa olmalı, ayaklar sıkıca yere basılmalıdır.

Çalışırken
•Öncelike çalışacağınız parçanın ölçü sayısını düşününüz.
•Ölçü ölçü çalışınız. Ölçüyü sırasıyla okuyunuz, sayınız ve sayarak çalışınız.
•Yeterince çalıştıktan sonra diğer ölçüye geçiniz.
•Bir önceki ölçüyle olan bağlantısını kurunuz.
•Sizin için sorunlu yer neresi ise o noktada yoğunlaşınız ve en yakın çevresiyle olan bağıntısını kurunuz.
•Sorunlu yeri çözmeden baştan alıp çalmak size zaman kaybettirir ve aynı yerde takılırsınız.
•Yavaş tempoda çalışınız.Çaldıkça kendinize güvenecek ve normal tempoya kavuşacaksınız.

Başarılar
•Her zaman iyi akord edilmiş alet üzerinde çalışınız.
•İyi sayınız. Nice virtüoların çalışı, sarhoş bir adamın yürüyüşüne benzer. Onlara özenmeyiniz.
•Yarımyamalak çalışmayınız. Her zaman istekle çalışınız ve eserleri hiç bir zaman yarım bırakmayınız.
•Kolay eserleri iyi ve güzel bir şekilde çalmaya çalışınız;bu, güç bir eseri kötü çalmaktan daha iyidir.
•Ağırlaşmak ve acele etmek iki büyük hatadır.
•Çalarken sizi dinleyenlerle ilgilenmeyiniz.
•Yanınızda hep iyi bilen biri sizi dinliyormuş gibi çalınız.
•Gösterişli çalışa özenmeyiniz. Eserde, bestecinin düşündüklerini yerine getirmeye çalışınız. Başka bir şey aranmamalıdır. Fazlası karikatür olur.
•Herkes birinci Keman çalmak isteseydi, hiç orkestra kurulamazdı. Her müzisyen kendi yerini bulmalıdır.
•Arkadaşlarınız arasında, sizden daha çok bilenleri arayınız.
•Korolarda şarkı söyleyiniz ve özellikle orta partileri söyleyiniz. Bu müzik kültürünüzü geliştirecektir.
•Halk şarkılarını iyi dinleyiniz;bunlar en güzel melodilerin kaynağıdır ve her ulusun karakterini taşırlar

Pop müziğin Tarihi - Türkiyede Pop Müzik - Doğuşu ve gelişimi


Pop müzik adından da anlaşılacağı gibi gündemde olan, çok ilgi çeken, eğlence amaçlı ve herkes tarafından bilinen yani popüler olan müzik demektir.Pop müzik, çok sayıda türe ayrılmıştır fakat bu türler kendi içinde kalmışlar ve çoğu ilgi görmemiştir.(Pop Jazz, Electrified, Rap.)
Pop müziğin belirgin özellikleri ezgilerindeki sadelik ve süslemelerdir.Ezgi yalın olduğu sürece akılda daha fazla kalacak, herkes tarafından mırıldanılacak ve buna bağlı olarak gündemde olacaktır.

Ezgi bir de ritim açısından zengin ise, o zaman söz ve ezginin değeri yarı yarıya azalacak ve eser, dans edilmek için hazırlanmış bir şarkı olarak kullanılacaktır Pop müziği klasik müzikle karşılaştırma yaparken Fazıl Say şunları söylüyor
Pop müzik satış için yapılır, klasik müzikse soylu duygular için

Fazıl Say burada aslında müzikleri karşılaştırmak istemiyor.İçinde göndermelerde bulunduğu kesin ama asıl vurgulamak istediği pop müziğin ticari amaçla yapılmış olduğudur.

Pop müzik eserlerinde belirgin bir benzerlik söz konusudur.Yani bir eser başka bir esere neredeyse tıpatıp benzeyebilir.Sözleri farklı olduğu için müzik eğitimi almamış birinin bu benzerliği fark edebilmesi oldukça zordur.Aynı kalıbın üstüne, farklı sözlerin yazılması ve dinleyiciye sunulması şarkı bestelemenin kolay bir yoludur.Bu yolla köşeyi dönmüş çok fazla şarkıcı vardır ne yazık ki.Şarkıların çalıntı olduğu iddialarının gündemde olduğu bu dönemden sonra, sözlerinin çalıntı olduğu iddia edilecek şarkıların duyulduğu dönemlerde gelecektir.Şu anda da, söz yazma işinde çalıntı yapmayan şarkı sözü yazarlarının da yazdığı sözler pek hoş değildir."Kırıcan mı Belimi Şakşuka Şakşuka Şaka da Şuka gibi

Pop müzik eserleri, konserler için daha uygundur.Özellikle büyük topluluklar önünde verilen bu konserlerde sahne performansı çok önemlidir.Konsere eğlenme amacıyla gelen insanlar, dinlediği müziğin yanında belirli figürlerle dansta izlemek ister.Bu yüzden bir pop müzik şarkıcısının dış görünümü de söylediği şarkı kadar önemlidir.
Pop müziği ülkemizde yıllardır başarıyla yapan kişiler de vardır.(Sezen Aksu, Fatih Erkoç, Sertab Erener)Sezen Aksu ve Fatih Erkoç'un, uzun zamandır tam anlamıyla ortalarda görünmediğini ve Sertab Erener'in de dünyaya açıldığını düşünürsek ülkemizdeki pop müzik, Ayşe Hatun Önal, Tarık Mengüç gibi şarkıcılara emanet edildi diyebiliriz.

1900'lü yılların güncel popüler müzik tarihini özetle şöyle açıklayabiliriz
1920-1930-1940'lı Yıllar

•30'lu yıllara operetler dönemi denmektedir.
•Taş plak dönemi bu yılları kapsar.
•Gramofon, en gözde alettir.
•Operetler ve tango, ülkemize giren ilk popüler batı müzikleridir.
•1920'li yıllar, cazın ülkemize girdiği yıllardır 1950'li Yıllar
•Türkiye'de cazın dışındaki batı müziği türlerinin tanındığı yıllardır.
•Batıdaki pop müzik, gençlerimizi etkisi Altına almaya başlamıştır.
•1955'te bir Rock'n Roll orkestrası kurulur.
•1958 yılında Kuyruklu Yıldızlar, dönemin en popüler grubudur.
•Bu dönemde söylenen şarkılar, orijinaline ne kadar yakınsa o kadar fazla ilgi görür 1960’lı yıllar
•Gençliğin özgür olmak istediği Hippi akımının gözde olduğu yıllardır.
•60’lı yıllarda pop müzik çalışmaları Avrupa’da olduğu gibi hız kazanır.
•Çok sayıda pop orkestrası kurulur.
•Bu dönemde çeşitli şarkı yarışmaları düzenlenmiştir.Ayrıca Türkiye, bu dönemde Atina Şarkı Yarışmasına katılıp 4.oldu.
•Orhan Gencebay, ilk 45’lik plağını çıkarttı.
•Yerli melodilerin batı sazlarıyla yeniden yorumlanması bu dönemde hız kazanır.
•1965 yılında Hürriyet gazetesince düzenlenen Altın mikrofon şarkı yarışmasıdır.Bu yarışmanın amacı pop müziği geliştirmek ve yeni gruplara şans vermekti. 1970’li Yıllar
•Pop müziğin gerçekten popüler olduğu yıllardır.
•Siyasi hareketler, müziği de etkiler.Bunun sonucunda şarkı sözlerinde sloganlar duyulmaya başlanır.
•Kaset devrinin başlangıcı bu yıllardır.
•Siyah beyaz televizyonlarda TRT, halka hangi müziği verirse halkta onu alırdı.Başka seçenek yoktu.
•Eurovision Şarkı Yarışmasına ilk kez katıldık.Sonuncu olduk(!)
•Şarkıcı ve söz yazarlarında belirgin artış görüldü. 1980’li Yıllar
•12 Eylül dönemi başladı.
•Tabi ki Türkiye’deki sanat kesintiye uğradı.
•Arabesk müzik hızla yayılmaya devam etti.
•Kasetçalar ve walkmanlerin çıkması kasete olan gereksinimi arttırdı.
•Korsan kasetçilik sorun olmaya başladı.
•Orgla müzik yapanlar, patronlarına daha az maliyet çıkardıklarından, çalgı topluluklarından daha fazla iş bulmaya başladı.
•Operetler yerini müzikallere bırakmıştır.
1990’lı Yıllar
•Ses güzelliği ve diksiyonun aranmadığı yıllardır.
•Uluslararası sanat müziği eğitimi almış sanatçıların caz yaptıkları görülür.(Örn.Aydın Esen)
•Nostalji denen akım beğeni toplamaya başladı.

90’larda Türkçe Pop 90’lı yıllarda Türk Pop Müziği, hep tartşılagelen bir konu olmuştur. Bu yıllarda pop müziğinin gelişimini anlamak için 60’lı yıllara, pop müziğinin ilk filizlendiği yıllara uzanmak gerekir. O zamanlarda pop diye tabir edilen bir müzik yoktu. Her şey yabancı parçalara Türkçe sözler yazılmasıyla başladı. O zamanlar bu müziğe Türkçe Sözlü Hafif Müzik, ya da Aranjman Müzik deniliyordu. Söz. yazarlarına büyük görevler düşüyor, Sezen Cumhur Önal ve Fecri Ebcioğlu gibi birçok söz yazarı, yabancı bestelere Türkçe sözler yazıyorlardı.

Bu müzik o yıllar hafife alındığından olacak ki TRT “hafif müzik diye bir tanım getiriyordu. Erol Büyükburç, süphesiz Türk Hafif Müziğinin ilk sanatçısıdır. İlginç sahne kostümleriyle de akıllarda yer etmiştir. Onu Ajda Pekkan izlemiş ve böylece bu müziği icra eden birçok sanatçı ortaya çıkmıştır. 70’li yıllarda ortaya çıkan Anadolu Pop ya da Anadolu Rock müzik, TRT’ye inatla tüm Türkiye’yi kasıp kavurmuştur. Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, 3 Hürel, Erkin Koray ve Edip Akbayram bu akımın belli başlı sanatçılarıdır.

Bunlara Halk Müziğine odaklanmanları yüzünden “Kent Ozanları denmektedir. 90’lı yıllarda bu akıma özenerek birçok sanatçı boy gösterecektir. 80’li yıllar ise gerek pop müzik açısından, gerek diğer müzik türleri açınsından en kötü yıllar olarak kabul edilebilir. Eğer 70’leri plak, 90’ları da CD ile özdeşleştirirsek, 80’lere kaset canavarı yıllar diyebiliriz. 12 Eylül’ün baskısıyla başlayan dönemde müzik türleri de bir çıkmaza sürüklendi. Anadolu Pop ve Anadolu Rock furyasından arabesk dalgasından geçiş sözkonusuydu. Kanımca Orhan Gencebay, bu iki müzik türü arasında bir geçiş formu teşkil ediyor. Kendisi hiç bir zaman arabesk yaptığını iddia etmedi. Kendi müzik tarzını oluşturmaya çalıştı.

Hatta bazı şarkılarındaki Gitar soloları Anadolu Rocktan izler taşıyordu. Ancak kendisi de farkında olmadan arabeskin temelini attı ve arabeskin Orhan Babası oldu. Orhan Gencebay ile birlikte Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses ve Müslüm Gürses 80’lerde arabeskin dört büyük üstadı oldular. Hepsi de ayrı ses renkleriyle farklı acılara hitab ettiler, bir bütünü tamamladılar. 80’li yıllar Arabeskin Altın yıllarıydı. Arabeskin yanısıra 1978 yılında Ferdi Özbeğen’in temelini attığı taverna kültürü, fantezi müziğini oluşturdu. Piyanist şantör ekolü doğdu. İnsanlar arabesk ile kederlenirken fantezi ile şenlendi. Oryantal kültür, bu iki müzik ile damarlara aşılandı. Bu hakimiyet, ister istemez diğer müzik türlerini etkisi altına aldı. Pop müzik de bu oluşumdan nasibini aldı.

Nilüfer, İbo klasiği Mavi Mavi’yi yorumladı. 70’lerde Janis Joplin’e olan hatranlığını dile getiren Zerrin Özer, bu yıllarda aynı şeyleri Orhan Gencebay ve Hakkı Bulut için söyledi. Ajda Pekkan için “pek bulaşmadı” denilse bile o “Aman petrol canım petrol” dedi. Video klibinde Topkapı Sarayının damında dans eden kızlar ve bir Mercedesi çeken öküz, eurovizyon jürisinin şaşkın bakışlarına neden oldu ve böylece ortaya komik bir manzara çıktı.

Bazılarına göre Sezen Aksu Sen Ağlama, Git gibi şarkılarla Türk makamları ile arabesk dalgasına cevap verdi, bazılarına göre bu şarkılar, onun arabeskten etkilendiğin göstergesiydi. 80’lerdeki müziğin kalitesizliğinin en bariz kanıtı, Opera adlı eurovizyon şarkısının sonradan en kötü eurovizyon şarkısı seçilmesidir. Bu yıllarda başlayan elektronikleşme, aranjör ve stüdyo müzisyenlerinin doğmasına neden oldu. 90’larda pop müziğinin teknik kadrosu: Garo Mafyan Onno Tunç, Atilla Özdemiroğlu gibi isimler yetişti.

Türk Sanat Müziği yeterli dinleyici kitlesine ulaşamıyor arayışlar içine giriyordu. Bas gitar ve Davul gibi enstrümanlar TSM şarkılarında duyulmaya başladı. Televizyonun yaygınlaşması sonucu konserler olan ilgi giderek azaldı. Sallantılarla geçen 80’li yıllardan sonra 90’lı yıllar geldi. Türk Hafif Müziği, yeni adıyla Türk Pop Müziği bir patlama yaşadı. TRT yıllardır bu müziğin yaygınlaşmasına mani oluyordu. Sadece yılbaşı gecelerinde ve özel programlarda Televizyona çıkan hafif müzik sanatçıları şanslı sayılıyordu.

Televizyon ve radyodaki bu tekelcilik, özel Televizyon ve Radyoların kurulmasıyla ortadan kalktı. Büyük bir engel yıkılmıştı adeta. Pop müzik rahat ve özgür bir ortamda icra ediliyor, geniş kitlelere ulaştırılıyordu. TRT’nin “hafife” aldığı bu müzik, popüler kültürün en temel taşı olarak yapılanıyor, bir çığ gibi büyüyordu. İlk tetiği Sezen Aksu çekti. “Hadi bakalım kolay gelsin, bir acayip zor yarış” diyerekten diğer popçulara mesaj veriyordu sanki. İlk defa bir hızlı (tekno) ritim, yerli bir şarkıda kullanılıyordu. Bunu bir sürü yenilik takip edecekti.

Ardından komik dans figürleriyle Yonca Evcimik “Aboneyim” diyerek bu çağrıya cevap verdi. Teknoloji, olabildiğince kullanılıyordu. Ritim programlayıcılar, sentetik sesler, voice-boxlar ve daha birçok Elektronik alet. İlk yıllarda kasıtlı olarak bir batıya yönelme oldu. Sonrasında Türk popu bir arayışa girdi. Tam olarak tanımlanamadığı için her türlü deneme yapılıyordu. Bir sonraki aşamada Akdeniz’den, balkanlar’dan, Anadolu’dan ve Arabistan’dan ezgiler harmanlanarak yorumlanmaya başlandı. Aynı zamanda uçlara da yönelmeler oldu. Kartel, bizi Hip-Hop ile tanıştırırken Tuğçe San Tekno yaptı. Can Kat ise Bırak çek git” diyerek bir Rythim and Blues denemesi yaptı.

Ne var ki böyle çalışmalar pek tutulmadı. Daha önce bahsedilen harmanlama ürünü eserler daha çok tutuldu. Önemli bir şarkıya klip çekmek bir zorunluluk oldu. Klipler şarkının tanıtımı açısından en önemli rolü oynadılar. Şarkı, klibi ile bütünleşmiş olarak algılandığı için klip çekimlerinde daha çok özen gösterilmeye başlandı. Bir klip endüstrisi ortaya çıktı. Yeşilçam’ın bazı emekli yönetmenleri bu sektöre kaydılar.

Bu kadar klip ve Radyo yayını, albüm satışlarının düşmesine neden oldu. Korsan kasetçilik ve telif hakları sorunları gündeme geldi. Tarkan 90’ların pop ilahı oldu. Mavi gözleri ile kızları her zaman büyüledi. Şarkılarında “Kıl oldum abi Hepsi senin mi Ölürüm sana hişt zilli” gibi bol argo bulunmasına rağmen şarkıları çok sevildi. Bir Canlı yayında boş bulunup “çişim geldi” diyerek karizmayı bir süreliğine bozmasına rağmen her zaman Türk Popunun 90’lardaki lideri oldu. Başarısını yurt dışında da kanıtladı. Tarkan gibi şarkılarında ilginç sözler bulunan şarkıcılara Anakaralı Turgut, kendi üslubuyla Ankara Havasıyla cevap verdi. Pop o kadar cazip hale gelmişti ki eskiler, tekrar gündeme gelmek için çareyi popta armaya başladılar.2000’li Yıllar
Sanat festivallerinin çoğaldığı yıllardır.Ekonomik kriz, festivalleri etkilemiştir.

•Caz konserlerinde artış görülür.
•Türk Pop'u yeniden hareketlenmeye başladı.
•Şakşuka Kırıcan mı Belimi Senin Ağzını Yerim Ben gibi acayip şarkılar yapıldı.
•İnsanlar, müziği bir dans ve eğlence aracı olarak paketleyip bir kenara attıktan sonra, televizyonlarında “Gelinim Olur Musun”, “Biz Evleniyoruz”, "Gel Yeniden" gibi programlara kafalarını yormaya başladı.

Türk Pop unun Doğuşu
Kulağa yönelik olmaktan uzak, daha çok eğlencelik müziği bütün dünya sayısız örneklerle bağrına bastı. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri müzik popülerliğini korudu. Şehirliler için en popüler tercih şarkıydı. Bu sırada müzik tarihi baştan alınırsa çok ilginç gelişmeler oluyordu. 1948’de politik nedenlerin etkisiyle yasaklanan Arap filmlerinden geri kalan 150 tanesi (çoğunlukla Mısır) Türkiye genelinde sinemalarda gösteriliyordu.

Bu filmler ve müzikleri çok çok meşhurdu ve 1938’de Arap şarkı sözlerini yasaklayan otoriteleri kaygılandırdı. Bu yeni bir aşamayı tetikledi. Bütün şarkılar Türk şarkıcılar tarafından ana temeları hissedilecek biçimde yeniden düzenlendi. Bu en azından devlet politikaları yüzünden işsiz kalmış birçok Türk sanat müziği sanatçılarına çalışma olanağı doğurdu.

Dönemin önde gelem müzisyeleri Saadettin Kaynak, Münir Nurettin Selçuk ve Vecdi Bingöl.
50’lilerde Kaynak Türk Sanat Müziği’nde özgün olarak adlandırılan tarzı aldı, 30’lu 40’lı yılların Arap filmleri müziklerinden etkilenmiş, Türk Sanat Müziği içinde ‘fantazi’ olarak adlandırılan tarzda yenıden şekillendirdi. Münir Nurettin Selçuk ve Vecdi Bingöl birlikteliği bir çok popüler fantazi şarkılar doğurd, daha önemlisi sıradan Türk dinleyicisinin müzik zevkinde büyük değişikliklere yol açtı. Şehir merkeslerınde yaşayan yetenekli Osmanlı mirası takipçisi müzisyenler çalışmalarını devletin kültürel politikaları sonucu popülerleştirmeye zorlandılar. Bu tarz Doğu-Batı sentezi yapmaya çalışan cumhuriyetin müzik alanında en büyük engeli olacaktı.

Kaynak’ın öncülüğünü yaptığı ‘özgün’ yaklaşımı Türk Sanat Müziğinde yaygın tarz oldu. Müzeyyan Senar, Zeki müren ve diğerleri sayesinde tamamen köklü bir hal aldı. 50’lerde Türkiye NATO’ya girilmesi, Marshall yardımının gelmesiyle daha çok batılılaştı. Hollywood filmleri gösterilmeye başlandı ve sosyal değişim rüzgarları sonucu köyden şehire başlayan göç Türk Sanat Müziğine yeni dinleyiciler getirdi. Köylü geçmişleriyle elit olmayan dinleyiciler şehir düzenindeki gazino kültürünü çoktan almaya hevesliydiler. Bütün bunlar olurken, Türk sineması kendi dramatik geleneğini geliştiriyordu Anadolu’da gösterilen filmlerle ‘özgün’ kentlere kasabalara yayılıyordu.
Batılılaşma süreci şehirli dinleyicilere 60’lı yıllarda yeni popüler müzik seçenekleri verdi. Popüler Avrupa ve Amerika şarkılarının Türkçe sözlerle söylenmesi düzenlenmiş müziği yükselişe geçirdi ve TRT tarafından kuvvetle desteklendi.

Aynı zamanlarda başka bir tarz şehir merkezlerinde kendini göstermeye başladı; Politik görüşü olan kişiler tarafından icra edilen, Türk film müzikleriyle batı müziğinin sentezi olacak şekilde biçimlendirilmiş Anadolu pop’u. Anadolu pop’uyla düzenlenmiş müziğin arasındaki tek ortak yön elektronik enstürmanların kullanılmış olması ve çok sesliliktir. Genel olarak Batı müziği ensturmanları ve kısmi olarak elektronik enstürmanların kazandırdığı ses Orhan Gencebay’ın ve onu takip eden Arabesk şarkıcıların ve bestecilerin ilgisini çekti.

Arabesk çok hızlı bir şekilde gazino kültüründe yerini buldu. Arabesk, diğer deyişle ilk doğal Doğu-Batı sentezi ürünü Türk sanat müzisyenlerinin çabaları ve hünerleriyle ulaşmış oldu. Arabesk kelimesi yüksek kesim entellektüellerin bakış Açıları sonucu ortaya çıkarttıkları bir kelimedir.

Gitar nedir - Gitar nasıl çalınır - Gitar Çeşitleri

Gitarı andıran bir enstrumanın 1500' den önce,Rönesans sırasında Avrupanın Akdeniz bölgesinde var olduğu bilinmektedir. 13. 14 yüzyıldan kalma betimlemeler
kuş tüyü bir pena ile çalınan "8" şeklinde bir enstrümanın varlığını gösterir. Yine bu döneme ait bazı kaynaklar guittara latina adlı bir latin gitarından bahseder. Gitar için müzik içeren ilk kitapların tarihi 16. yüzyıla kadar uzanır. Bu kitaplarda her üç veya dört teli de "ünison" (aynı sese) bir biçimde akort edilen çiftlerden oluşmak üzere, dört telli bir Gitardan söz edilir.

En alt tel bazen bir oktavlıkbir aralıkla akort edilirken, en üst tel çoğunlukla tektir 16. yüzyılda beş telli Gitarlar da ortaya çıkmıştır İlk gitarlarda sap kafası düz bir şekilde yerleştirilmişti ve akort burguları "friction pegs" arkadan ayarlanıyordu. Bu tip Gitarın klavyesi enstrümanın göğsü ile aynı seviyedeydi ve sekizle on arasında bağırsak ile bağlanarak yapılmış perdeleri "fret" vardı Gövdesi bugünün standartlarına göre daha küçük ve daha az kıvrımlıydı. Sırtı bombeli veya düzdü ve ses deliği "soundhole" dekoratif bir parşömen veya Ağaç işlemeyle kaplanmıştı. Bu tip gitarın kırılgan yapıda olması, değişen modalar, farklılaşan akortlama şekilleri ve metal tellerin kullanımı pek çok enstrümanın yok olmasına veya değişime neden olmuştur.

Klasik Ve Akustik Gitarlar
Klasik ile akustik gitar arasindaki temel fark tellerindedir. Klasik Gitarda ince teller naylon (misina) dan yapilmistir. Kalin teller ise sargilidir. pek üzerine çelik sarimlidirlar Akustik gitarda ise teller tamamen çelikten yapilmistir Tel takiminin incelegine kalinligina göre bazen degisse de genel olarak kalin 4 tel çelik üzerine çelik sarml, ince 2 tel ise sarimsiz çeliktir
Teknik olarak klasik gitarlar parmaklarla, daha dogrusu trnaklarla akustik gitarlar ise pena ile çalinirlar Ancak bu bir kural degildir Bazi gitaristler klasik gitari penayla, akustik gitari parmakla çalarlar. Her iki gitarin da klavye düzenleri ayndr yani notalar ayn sekilde dizilmislerdir.

Klasik ve akustik gitarlar tarz olarak da oldukça farkldrlar. Genelde klasik Gitarla klasik gitar için yazlms parçalar çalnr Klasik gitarin kullanildigi diger tarz ise flamenko'dur Akustik gitarlar genelde rock blues jazz ve bunlarin turevleri müziklerin harmonik yapilarinda yer alirlar Yani akorlardan sorumludurlar Tabi bu arada basta fill'ler (doldurmalar) olmak uzere solo gitar olarak da çokça kullanilirlar Bunun yaninda akustik gitar için pek çok teknik de gelistirilmistir

Elektro Gitar
Elektrogitar çok basit bir tanimla tellerin titresimini gövdesinde bulunan manyetikler sayesinde elektrige çeviren ve böylece amplifikatöre baglandiginda yüksek miktarda ses alinabilen gitardir Diger gitarlar gibi elektrogitarlar da sap, gövde ve bas olmak üzere üç ana bölümden olusur.
Bu arada bazi elektrogitarlarda bas bulunmayabilmektedir Gitarda gövde manyetikleri sesin tonu ve seviyesini ayarlayan kontrol devrelerini içeren ve tellerin bir ucunun baglandg bölümdür

Teller köprü ad verilen metal bir donanm üstünden geçerek ya gövdeye dogrudan ya da köprünün kendisine baglanmaktadir. Tellerin hemen altinda, köprüyle sap arasinda yer alan, tellerin Mekanik titresimini elektrige çeviren manyetikler, gövdenin içine yerlestirilen Elektronik ses-ton kontrol devresine baglidir.
Bu devre manyetiklerden gelen sinyalin, amplifikatöre gitmeden önce tonunda ve ses seviyesinde deisiklik yapmak için kullanilir.

Ayrica yine gövdedeki manyetik seçici Anahtar, sesin rengini deitirmek için istenilen manyetik veya manyetiklerin seçilmesini saglar. Gövdenin sapla birlestigi yerin alt taraf, sapin gövde içindeki perdelerine kolay ulasilmasi için, içeri dogru oyuk olarak yapilabilir (Single Cutaway). Bazi gitarlarda bu oyuk hem altta hem de üstte olabilmektedir (Double cutaway). Gövdenin sekli, gitar oturarak veya ayakta çalinirken en iyi dengeyi saglayacak sekilde tasarlanir.