| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
11 "genel kültür" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"genel kültür" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Müzik Tarihi nedir - Müziğin Doğuşu

Recep Uslu'nun araştırmalarına göre müzik tarihi kendine ait metotlara sahip olmakla birlikte genellikle tarih metodolojisini kullanır. Metodolojik anlamda müzik tarihi araştırmaları müzikolojinin kurulduğu yıllarda başlamıştır. alan araştırmaları, güncel müzik tarihine girmektedir. Türe ülkelere coğrafi bölgelere, insan toplumlarına ve konularına göre müzik tarihi yazılabilir. Müzik tarihi metinlerinde araştırılan konunun terimlerine bağlı kalmak kabul edilen esaslardandır.

Türk müziği tarihi Türk müziği tarihinin başlangıcı dönemleri bestekarların eserleri bestelerin kritiği ve türlere ayrılması problemleri üzerine değişik görüşler vardır. Bestelerde Tasnif Heyeti'nin fikirleri, dönemler konusunda ise Ercüment Berker'in fikirleri yaygınlık kazanmıştır. Müzik, ilk çağlardan itibaren toplumsal gelişime paralel bir seyir izledi. Toplumsal yaşamdaki sınıfsal ayrışmalar aynen müziğe de yansıdı. Her dönem politikaların uygulanmasında, kültürün oluşturulmasında büyük önem taşıdı. Yönetenler açısından da yönetilenler açısından da misyonlar yüklendi. Yönetenler, sistemin devamını sağlamak için milyonlarca kişiye yasaklarını benimsetmek için ya da yozlaştırmak değerlerinden uzaklaştırmak için kullandılar müziği. Ezilenler ise kederlerini sevinçlerini öfkelerini dile getirmek için

Bugün yaşanan karmaşa aynen müziğe de yansıyor. Yüzyıllar boyu nasıl olduysa bugünün ilişki ve çelişkileri de farklı müzik türlerini ortaya çıkarıyor.

Piyasa dengeleri gelişecek ya da bitecek olan müzik akımlarını belirliyor. Piyasa dışı olan müzik gururla yolculuğuna devam ediyor...

Eserler
Yayımlanmış Türk müzik müziği tarihi eserleri içinde Saadettin Nüzhet Ergun'nin antolojisi, Rauf Yekta ve Suphi Ezgi'nin Türk Musikisi, Yılmaz Öztuna'nın ansiklopedisi, M. Ragıp Gazimihal'in eserleri ile M. Nazmi Özalp'in Türk Musikisi Tarihi'nin önemli yeri vardır.

Batı müzik tarihi üzerine Türkiye'de yayımlanan ilk eser Ahmet Muhtar Ataman'ın eseridir. İlhan Mimaroğlu, Önder Kütahyalı ve Ahmet Say tarafından yazılan batı müzik tarihleri ve Atilla Dorsay'ın Türkiye'de popüler müziğin tarihini anlatan eseri, daha sonra yayımlanan eserlerden bazılarıdır. Champiqneulle'nın Dünya Müzik Tarihi eseri de Tanju Gökçöl tarafından Türkçeye kazandırıldı.

Rauf Yekta, Suphi Ezgi, Yılmaz Öztuna, M. Ragıp Gazimihal, Ahmet Say, Cem Behar, Bülent Aksoy, Recep Uslu gibi birçok yazarın Türk müziği tarihi üzerine metinleri varsa da M. Nazmi Özalp'in Türk Musikisi Tarihi adlı eseri bu alandaki kapsamlı tek eserdir

Mum Nasıl Yapılır - Mumun Yapılışı

Kalıplı Mumlar Yapma
Kalıplı mumlar her şekilde ve her boyda yapılabilir. Burada, kalıptan çıkarılan bir mum gösterilmektedir. Kap içi mumu da yapabilirsiniz; bu durumda mum kalıp içinde kalmaktadır ve kalıp mumun bir parçası haline gelmektedir.

Kap olarak güzel bir teneke kutu, bir deniz kabuğu, içi oyulmuş bir Ağaç dalı, bir yumurta kabuğu veya Cam bir kase vb. kullanabilirsiniz. Kap içi mumu yapmak için aşağıdaki talimatların alt kısmındaki nota bakınız. Bu tariften 7x2 inç (yaklaşık 18x5 cm) boyutlarında bir mum elde edilmektedir.

Malzemeler
9 inç (yaklaşık 23cm) boyunda #1 fitil. Eğer önceden hazırlanmış fitil almadıysanız mum yapma işine başlamadan önce fitili hazırlamalısınız. Bunu, fitili yaklaşık 20 saniye boyunca erimiş parafin mumuna daldırarak yapabilirsiniz. Daha sonra fitili kuruması için parafinli Kağıt ve mutfak folyosunun üzerine bırakınız

1/2 pound'luk balmumu veya 1/2 poundluk parafin. Eğer balmumu yerine parafin kullanırsanız 0.8 onsluk stearine de ihtiyaç duyacaksınız.

Muma renk veya koku vermeyi planlıyorsanız parafini kullanınız ve parafini eklemeden önce eritilmiş stearine koku (sadece birkaç damla) ve renk ekleyiniz.

7 x 2 inçlik (yaklaşık 18x5 cm) bir kalıp. Kalıbı hazırlamak için temiz ve kuru olduğundan emin olunuz. Mumu kalıptan kolayca çıkarabilmek için kalıbın içine bir parça silikon sprey sıkınız. Kalıbın altındaki delikten fitili geçiriniz ve yukarıya doğru çekiniz. Fitilin üst kısmını bir fitil iğnesine geçiriniz ve kalıbın üzerine bırakınız. Bu, "gergi çubuğu " görevi görecektir. Kalıbı ters çeviriniz, fitili ortalayınız, gergin bir biçimde çekiniz ve bir parça kalıp mührü ile sabitleyiniz. Kalıptaki çatlakları kalıp mührü ile kapatınız.

İki katlı Tencerenin üst kısmında ve orta ateşte balmumunu eritiniz ve 160° F dereceye getiriniz.Parafin mumu kullanıyorsanız ilkönce stearin ekleyiniz ve sonra Sıcaklığı 190° F'a çıkarınız. Farklı kalıp malzemelerinin farklı mum ısıları gerektirdiğini unutmayınız. Kullandığınız kalıp için farklı bir ısı derecesine çıkmanız gerekiyorsa, o ısı derecesine çıkınız. Mum doğru ısı derecesine ulaştığında onu dökme kabına aktarınız.

Mumu içine dökmeden önce kalıp ısısının oda sıcaklığına eşit olmasına (veya biraz daha Sıcak olabilir) dikkat ediniz. Eğer kalıp soğuksa mum her noktada eşit olarak donmayacaktır.

Mumu kalıba dökmek için kalıbı açılı (eğri) tutunuz (bu Hava kabarcıklarının oluşmasını önleyecektir) ve içi doldukça kalıbı yavaş yavaş düz konuma getiriniz. Kalıbın ağzından yaklaşık 1/2 inç

(yaklaşık 1,27 cm) (aşağıda olan bir noktaya gelene dek doldurmaya devam ediniz. Dar bir çubukla ve fitil iğnesi ile kalıbın içindeki mumu yavaşça karıştırınız ve kalıbın kenarlarını sıyırınız. Bu sayede içeride sıkışmış hava kabarcıkları çıkacak ve mum her noktada aynı şekilde donacaktır. Mumu yaklaşık bir Saat soğutunuz.

Mum soğurken küçülebilir ve fitilin etrafında hafif bir çentik oluşabilir. Bu durumu düzeltmek için bir fitil iğnesi alınız ve çentiğe birkaç defa batırınız. Mumu daha önceki ısıtma derecenizde yeniden ısıtınız ve çentiği yeniden doldurunuz. Buna "çentik doldurma" adı verilmektedir. Mumu, bir saatin ardından yarım saat daha soğumaya bırakınız. Eğer gerekirse, düz bir seviye elde eden dek mumun çentiklerini tekrar doldurunuz.

Mum 6 veya 8 saat boyunca soğuduktan sonra ve kalıbın kenarlarından ayrılmaya başladığında onu kalıptan çıkarabilirsiniz. Küçülmesi için mumu yaklaşık 20 Dakika boyunca buzdolabında tutunuz. Kalıp mührünü kalıbın Altından çıkarınız ve gergi çubuğunu kullanarak mumu kalıptan çıkarınız. Gergi çubuğunu çıkarınız ve mumu ters çeviriniz. Fitili mumun alt kısmındaki yüzeyden kesiniz. Mumun alt kısmını düzeltmek için, içine folyo konmuş bir tepsiyi iyice ısıtınız Mumu sıcak folyonun üzerine koyunuz ve tabanı düzleşene dek birkaç saniye boyunca döndürünüz.Son olarak fitili üste 1/4 inç (yaklaşık 0,6 cm) kalacak şekilde kesiniz ve artık mumunuzu yakmaya hazırsınız.

NOT
Eğer kap içinde bir mum yapıyorsanız bir tel göbek ve fitil desteği kullanınız. Kabın ½ inçini (yaklaşık 1,27 cm) dolduracak kadar mum dökerek onu kabın alt kısmına sabitleyiniz. Mum kuruduğunda fitilin ucunu bir gergi çubuğunun etrafına sarınız ve çubuğu kabın üzerine bırakınız. Fitili gergin hale getiriniz ve ortalayınız. Kabı mumla doldurunuz ve yukarıda belirtildiği şekilde çentikleri gideriniz.

Daldırma Mumlar Yapmak
Bu tarifle 10 x 3/4 inçlik (yaklaşık 25x1,9 cm) altı tane ince mum yapılmaktadır.

İhtiyaç duyacağınız malzemeler
4 poundluk (yaklaşık 1.8kg) balmumu.
Üç tane 24 inç (yaklaşık 61 cm) boyunda düz örgülü 2/0 fitil

Bir kuruma rafı. Bir panoya ikişer çivi çakarak veya iki Sandalye arasına bir geçme veya çıta koyarak bir kurutma rafı yapabilirsiniz.

İki katlı tencerenin alt kısmına 12-inçlik (yaklaşık 30,5 cm) bir daldırma kutusu koyunuz ve orta ateşte ısıtınız. Mumu 160° F'e kadar ısıtınız.

Mumlarınızı çifter çifter daldırmaya başlamak için bir fitili üç parmağınızın üzerine sarınız ve yanlarının eşit şekilde ve serbest bir biçimde sarkmasını sağlayınız. 10 1/2 inçlik (yaklaşık 27 cm) fitili mumun içine daldırınız ve 10 saniye boyunca böyle tutunuz. Fitili çıkarınız ve bir kurutma rafının üzerine koyunuz. Bu, fitili hazırlayacaktır ve muma ilk tabakayı ekleyecektir. Diğer iki fitili tıpkı birinci gibi daldırınız. 160° F'lık sabit ısıyı korumak için termometreyi sık sık kontrol ediniz. Yeniden ilk çiftle başlayınız ve 10 inçlik (yaklaşık 25 cm) bir mum yapmak için sadece 10 inçlik fitili (yaklaşık 25 cm) daldırınız. Aynı işlemi diğer iki çift için de tekrarlayınız ve her seferinde kuruma rafının üzerine koyunuz.

Daldırmalar arasındaki ideal kuruma süresi çalıştığınız odanın sıcaklığına bağlı olarak değişmektedir. Oda ne kadar soğuksa kuruma süresi de o kadar kısadır. En iyi sonucu almak için, mumları, bir önceki tabaka hala yapışkanken daldırınız. Çapları 3/4 inç (yaklaşık 1,9 cm) olana dek mumları daldırmaya devam ediniz (yaklaşık 30 daldırma) ve sonra bir kez daha daldırınız.

Muma pürüzsüz, temiz bir son kat vermek için mum sıcaklığını 180° F'a çıkarınız. Her mum çiftini yaklaşık 3 saniye boyunca daldırınız. Mumların 4 dakika kurumasına izin veriniz. Parmak izi bırakmamak için mumu parafinli kağıtla tutunuz. Keskin bir bıçakla mumların Altını düzleyiniz. Mumları kuruma rafına geri koyunuz ve birkaç saat veya gece boyunca kurumaya bırakınız. Fitilleri 1/4 inç (yaklaşık 0,6 cm) kalacak şekilde kesiniz ve mumlarınız yanmaya hazır.

Yuvarlak Mumlar Yapmak
Yuvarlak mumların yapılışı çok kolaydır. Aşağıdaki tarifle 8 x 7/8 inçlik (yaklaşık 20x2,2 cm) iki yuvarlak mum yapılabilir.

İhtiyaç duyacağınız malzemeler
8 x 16 inçlik (yaklaşık 20x40 cm) bir balmumu tabakası.
10 inçlik (yaklaşık 25 cm) örgülü bir 2/0 fitil.
Fitili hazırlamak için 1 ila 2 ons (yaklaşık 28-56gr) parafin mumu Fitili, kalıplı mumlar için açıklandığı şekilde hazırlayabilirsiniz.

Bir cetvel ve bir bıçak kullanarak balmumu tabakasını, 8 inlik (yaklaşık 20 cm) parçalar oluşturacak şekilde ikiye kesiniz. Mumu hafifçe yumuşatmak için bir saç kurutma makinesi kullanınız. Mumu çok fazla yumuşatmayınız.

Fitili mumun kenarlarında birine bastırınız her iki uçtan da 1 inçlik (yaklaşık 2,54 cm) fitil sarkmalıdır. Balmumunun ve parmaklarınızın arasına parafinli Kağıt koyarak mumu sıkıca sarınız. Parafinli Kağıdın araya sıkışmaması için onu da hareket ettiriniz.

Mum tamamen sarıldığında, mumun kenarını muma bastırınız ve yapıştırınız. Mumu saç kurutma makinesi ile kurutmanız gerekebilir. Aynı işlemleri ikinci mum tabakası için de tekrarlayınız. Fitilleri 1/4 inç (yaklaşık 0,6 cm) kalacak şekilde kesiniz ve mumlarınız yanmaya hazır.

Deniz Suyu neden Tuzludur?

Yirminci yüzyılın başlarında bilim insanları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır. Yataklarındaki bu mineralleri ve içlerinde tuz bulunan kayaları erozyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu mineraller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez.
Bilim insanları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır.
Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir. Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim insanları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var.
Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır. Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim insanları Sodyum'un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor'un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.
Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim insanları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir,ama aynı zamanda denizdeki diğer kimyasallarla birleşerek, okyanus tabanındaki kayalar tarafından emilerek veya deniz suyunun çözeltisinden ayrılıp çökelti haline gelerek bir şekilde deniz suyunun içinden eksilmektedir.
Yüz milyonlarca yıl, eksiltme ve ilave etme yolu ile deniz suyunun tuzluluk oranını hep aynı tutan bu müthiş ayar gerçekten çok etkileyici.

Vücudumuz ısısını nasıl ayarlar?

Vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?

Vücudumuzun ısısını korumasına kış aylarında üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz aylarında üzerimizde çıkaracak bir şey kalmayınca vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor? Sıcak yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi düzenleyen özel bir bez var. Adı da ‘hipotalamus’. Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var.

Çevre ısısının artması ile beyin, ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter bezleri de ince kanallar vasıtası ile, deri üzerine gözle görülemeyecek kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken vücudun ısısını da alır. Aynen esen bir akşam rüzgarından, serinletici bir fandan veya kapı önüne dökülen bir sudan sonra duyulan serinlik hissi gibi cilt soğur.

Gözle görülen ve görülmeyen olmak üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez. Diğeri de yüzümüzde, ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak bulunan ter bezlerinin salgıları sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur. Aynı çevre ısısında bazıları rahatsız olur ve aşırı terlerken, bazıları da bir rahatsızlık belirtisi göstermez, hallerinden memnun otururlar.

Kimileri sıcak yaz günlerini severken, kimileri de kapalı, puslu kış günlerini sever. Peki, bunun tıbbi bir açıklaması var mıdır acaba? Tıbbi değilse bile basit bir açıklaması vardır. Her insanın vücut ısısı, daha doğrusu önceden ayarlanmış ortalama vücut ısısı aynı değildir. Vücudu 36 dereceye ayarlanmış bir insan, 38 dereceye ayarlanmış bir insana göre, çevresindeki sıcaklık yükselmelerine daha hassastır. Terleme ve dolaşım sistemlerinin termostat düğmesi daha düşük derecelere ayarlanmış insanlar, düşük çevre sıcaklıklarında kendilerini daha rahat hissederler.

İnterneti kim buldu - İnternetin tarihi

Vinton Cerf, 1970’lerde genç bir matematik mühendisiydi. Kulakları duymayan karısı dünyayla rahat iletişim kurabilsin diye interneti icat etti.

Haftalık dergisi son sayısında internetin mucidi Vinton Cerf’in hikayesini anlattı.

Vinton Cerf, 1970’li yıllarda üniversiteyi yeni bitirmiş, yirmili yaşlarının sonunda bir matematik mühendisiydi. Doğuştan kulakları duymayan Carinne’e aşık oldu. Carinne, kimseyle iletişim kuramıyor, telefonla bile konuşamıyordu. California Üniversitesi Matematik Mühendisliği’nde bilgisayarlar arası bilgi transferiyle uğraşan Cerf’in ise tek isteği karısını mutlu etmekti. İnternet, o zamanlar askeri amaçla kullanılan bir sistemdi. Sivillerin kullanamadığı internet, kısa sürede 200 ayrı sivil kuruma yayıldı. Cerf interneti geliştiren bilim adamları arasındaydı. Ancak o daha önemli bir şey yaptı ve interneti karısının da kullanabileceği bugünkü haline getirdi.

En çok karım sevindi
Eğer bunu yapmamış olsaydı internet denilen uçsuz bucaksız dünyada kimse istediği bilgiye ulaşamazdı. Cerf bugün, “Karım artık üniversitede okuyan oğlumuzla bile internet yoluyla konuşabiliyor. Kimbilir belki de interneti karımı mutlu edebilmek için icat etmişimdir” diye konuşuyor.

Sanayi Devrimi nedir - Sanayi Devrimi nasıl gerçekleşti

18. yüzyılın ikinci yarısıyla 19. yüzyılın ilk yılları arasında bir seri buluşun, enerji, tekstil, demir, çelik ve ulaştırma üretimlerini etkilemek yoluyla İngiltere'nin üretim karakterinde meydana getirdiği yapısal değişmedir. Kesin tarih vermek mümkün olmamakla beraber 1760 ile 1829 arasındaki dönemi kapsadığı kabul edilmektedir.

1769 tarihine kadar olan dönemde, ekonomik faaliyet, iki ana akım üzerinde toplanmış bulunmaktaydı: Tarım ve ticaret. Bu tarihe kadar iktisadi hayatın ana faktörleri, köylü, tüccar, lonca mensubu gibi kimselerdi. Fabrika işçisi yoktu. Sanayi kapitalisti de iktisat sahnesine çıkmış değildi. Zenginlerin çoğu servetini bir şey imal etmekle değil, ticaret, nakliyat ya da borç para vermekle yapmışlardı.

Sanayi Devrimi'nin Kara Avrupası'nda değil de İngiltere'de başlamasının nedenlerini anlayabilmek için İngiltere'yi Avrupa'nın birçok ülkesinden ayıran farkları incelemeliyiz. Bunlardan birincisi, İngiltere'nin bu ülkelere göre daha zengin oluşudur. Bir yüzyıl süren keşifler, esir ticareti, korsanlık, ticaret ve savaşlar, İngiltere'yi dünyanın en zengin devleti haline getirmiştir. İngiltere'deki zenginlik, yalnız asillerin elinde değildi; ortanın üstünde geniş bir ticaret burjuvazisine yayılmış bulunmaktaydı.

İkincisi, İngiltere, feodal toplumdan ticari topluma başarılı bir geçişe sahne oldu. toprağa dayanan eski kuvvetle, paraya dayanan yeni kuvvet arasında çıkar çatışmaları olmasına karşılık, İngiltere'yi yönetenler, piyasa ekonomisine karşı çıkmak yerine, oradan gelen taleplere uyma yolunu seçmişlerdi.

Üçüncüsü, İngiltere'nin fen ve Mühendislik alanındaki çalışmaların en büyük destek ve teşvik bulduğu yer olmasıdır. Bunlardan başka, kömür ve demir yataklarının zenginliği, icatları tespit eden ve koruyan milli bir Patent sisteminin kurulmuş olması gibi nedenler de sayılabilir. Ancak bütün bu faktörleri harekete geçiren, bir grup yeni insanın iktisat sahnesine çıkmasıydı. Yeni insanlar her şeyden önce müteşebbisti.

Sanayi Devrimi'nin etkileri, üretimi arttırması ve uzun dönemde iktisadi refahı geliştirmesidir. Sanayi Devrimi, fiziki sermayenin genişlemesine ve emek verimliliğinin geniş çapta artmasına yol açan bir süreçti.

Dünyanın En Gizemli On Nesnesi

Geleceği gören harita
Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis'in 1513'te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu'nu gösteren harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılında ortalığı karıştırdı. Çünkü Güney Kutbu'nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818'de gerçekleşmişti. Dahası, Piri Reis'in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti.

2000 yıllık pil
Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafından 1938'de Irak'ın başkenti Bağdat'ın yakınlarında bulunan 2 bin yıllık pil, bilim adamlarını şaşkına düşürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabın içine monte edilmiş bir bakır silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi "dünyanın en eski pili" olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken, 1800'lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adlı İtalyan kontunun da şöhretine gölge düştü.

Antik çağ bilgisayarı
1900 yılında Girit açıklarındaki bir batıkta araştırma yapan bilimadamları ilginç bir cisme rastladı. Tahta bir muhafazanın içine yerleştirilmiş bir dizi bronz dişliden oluşan bu garip nesnenin kasası, yüzeye çıkarıldığı anda dağıldı ve cihazın içindeki karmaşık yapı ortaya çıktı. Yapılan çalışmaların ardından, bu aygıtın Ay, Güneş ve diğer gezegenlerin konumlarını hesaplamak ve istendiği anda bunların pozisyonlarına yönelik tahminlerde bulunmak için geliştirildiği anlaşıldı.

Kristal kuru kafa

Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı söyleniyor.

Generalin kemer tokası
M.S. 300'lü yıllarda ölen Çinli general Çou Çou'nun mezarında 1956 yılında bulunan kemerin tokası, yüzde 85 oranında alüminyumdan yapılmış. Ama doğada sadece bileşik olarak bulunan alimünyumun diğer maddelerden ayrıştırılarak tek bir madde olarak kullanılabilmesi ilk kez 19. yüzyılda mümkün olmuştu.

1000 yılda yapılan kent
Pasifik Okyanusu'ndaki Mikronezya adası yakınlarına kurulu antik Nan Madol kentinin inşası, M.Ö 200'de başladı ve 1000 yıl sürdü. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanılarak yapılan bu kent, 100 yapay adayı kanallarla birbirine bağlıyor. Bu kadar bazaltın bölgeye nasıl getirildiği ise hala sır.

Uzaylılar için iniş pisti
Peru'nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan üzerine çizili motifler, M.O. 300 üe M.S. 600 arasındaki dönemi kapsayan hayvan ve bitki şekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafından yapıldığı düşünülen bu garip motiflerin, uzaylılar için bir iniş pisti vazifesi gördüğü öne sürülüyor.

Concorde'un atası
M.Ö 200'de yapıldığı sanılan bu nesne, 1898 yılında Mısır'da bir lahitte bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne olduğu konusunda kimse bir fikir beyan edememişti. 1972'de arkeolog Halil Mesiha bunun bir model uçak olduğunu, mükemmel bir aerodinamiğinin bulunduğunu ve kanatlarının Concorde'u andırdığını iddia etti.

Kayaya gömülü çekiç
Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936'da Teksas'ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü.

Harçsız taş set
Peru'nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş.

Johann Gregor Mendel kimdir?

Gregor Mendel, gençliğinde okumak istediği üniversitelere kabul edilmedi veya kabul edildiklerini de okuyamayarak yarıda bıraktı.
Bitiremediği üniversitenin profesörlerinden biri onun hakkı da şunu yazmıştı: "Mendel'de, bir bilim adamı için gerekli olan berrak düşünebilme yeteneği yok."
Fakat Gregor Mendel, daha son genetik biliminin kurucusu olarak tarihe geçti...

Bilim adamı denildiğinde çoğunlukla gözümüzde laboratuarında çalışan beyaz önlüklü, gözlüklü bir tip canlanır. Oysa bilim adamı aslında içinde bulunduğu şartların gereğince hangi ortam olursa olsun durmaksızın araştıran,içinde hiç bir zaman yenemeyeceği bir araştırma arzusu barındıran bilinçtir.Bu bilinç özünden gelen sesi duyduğu sürece arayacak, arayacak,arayacaktır. Ne zaman biter araştırma arzusu yerini dünyasal hırslar,kaygılar ve hatta kibir hali alır o zaman araştırma biter,o zaman bilim aşkı da biter, hazır ve ilerlemeyen bilgi haline dönüşür. İşte o an bilimin kaybıdır, durağanlığın,cehaletin ve körlüğün ise haykırma anıdır.İşte bu bakımdan günümüzde özellikle gelişmesini tamamlayamamış ülkelerde çok sık görülen bu "Bilgi adam"larının fark edilmesi ve "Bilim adamı"yla arasındaki farkların görülmesi açısından Genetik biliminin Kurucusu Gregor Mendel'in hayatını sunuyoruz.
Gregor Mendel, Avusturya imparatorluğu dahilinde yer alan Çekoslovakya'da yoksul bir köylü olarak dünyaya gelir.Kırsal kesimde halen feodal sistem yürüdüğünden yoksul ve topraksız köylüler için ırgatlık yapmaktan başka seçenek yoktu.Tek kurtuluş seçeneği olabilecek eğitim de sadece ilkokulla sınırlıydı, daha ilerisi ise paralı olduğu için bir köylü için hayal bile edilmesi imkansızdı.

Bu şartlar altında yaşayan Gregor'un en olası geleceği bir rençber olmaktan öteye gidemiyordu. Ne var ki Gregorun ilkokulda gösterdiği olağanüstü yeteneği ve öğretmenlerinin de ısrarıyla ailesi ortaöğretimi için destek verir. Ortaokulda botaniğe ilgisini keşfeden Mendel, bu konuda çalışmalarını sürdürebileceği bir mekan aramaya başlar. Kız kardeşinin çeyiz parası bunu karşılamak için çok yetersizdir, burs olanağı da olmadığı için tek şansı kalıyordu; manastıra girmek...

Botanik müzesi, bahçe bitkileri ve geniş kütüphanesiyle ünlü Brünn Manastırını seçti. Buradan 25 yaşında papaz ünvanını alan Mendel'in artık tek amacı vardı, daha geniş araştırma olanakları bulabileceği bir ortaokula öğretmen olarak girmek... Mülakat için girdiği kurulla uyuşmayan yöntemi ve tutumu sonucunda bunu başaramayan Mendel için artık tek bir seçenek kalıyordu, manastırda çalışmalarına devam etmek...
Canlılarda özelliklerin kuşaktan kuşağa geçişi, Mendel'in öteden beri ilgisini çekmişti. Herkes yeni doğan bir yavrunun özelliklerinin anasından babasından aldığı özelliklere bağlı olduğunu biliyordu ama bu aktarımın matematiksel bir izahı bir türlü açılamamıştı.
Mendel, bezelyeler konusundaki çalışmasına bu yanıtı bulmak amacıyla başlar.Çalışmasını 2 çeşit bezelyenin sarı-yeşil, buruşuk -düzgün, yuvarlak- köşeli gibi yedi karşıt özelliği baz alarak yürütür.Buna göre boylu ve bodur türleri çaprazladığında ilk kuşağın tamamen boylu olduğunu görür. Melez ürünü kendi içinde çaprazladığında ise, bu sefer yeni nesil bezelyelerin 3/4'ünün büyük kısmının boylu bir kısmını ise, bodur olduğunu gözlemler. Buna göre 1064 bezelyenin 3/4'ü boylu 1/4'ü ise bodur oranını vermektedir: Sayı büyüklüğünden kaynaklanan sapmaları çıkarttığında 3:1 oranı ortaya çıkar

Henry Ford Kimdir - Otomotiv sektörü

1903 yılında bir banka müdürü, önüne gelen kredi talebini inceliyordu. Kredinin istenme sebebini okuyunca yüzünü buruşturdu ve üzerine "Reddedildi" mührünü vurdu.
Kredi talebinin geri çevrildiğini duyan Henry Ford, derhal müdürün yanına çıkarak, "Nasıl böyle büyük bir projeyi geri çevirebilirsiniz?" diye sordu.
Banka müdürü kendinden emin bir şekilde, "Otomobil ancak geçici bir moda olabilir. Bu tarz geçici işlerle uğraşacak vaktim yok," dedi.
Bu sözler üzerine Henry Ford odayı terk ederken şunları söyledi: 'Bir gün yollarda at arabaları kalmayacak, tüm ulaşım otomobille sağlanacak."
Henry Ford başarıya ulaşana kadar beş kez iflas ederek her şeye yeniden başlamak zorunda kaldı.
Karşısına çıkan sayısız engele rağmen vizyonunun genişliği ve ona ulaşma arzusu sayesinde otomotiv sektörünün kurucusu ve bir numaralı ismi olmayı başardı.

Çözülememiş Polisiye olaylar nelerdir?

1. Havada soygun
24 Kasım 1971
Mütevazi biri olan Dan Cooper, Seattle’a gitmek üzere bir Boeing 747 uçağına bindi ve yanında bir bomba olduğunu söyledi. Adamın kimseyi öldürmeye niyeti yoktu. Sadece dört paraşüt ve 200.000 dolar istiyordu. Rehinelere karşılık istediklerini aldıktan sonra, uçak tekrar havalandı ve birkaç dakika sonra Cooper uçağın kapısından paraşütle atladı ve bir daha da ortaya çıkmadı.
1980 yılında FBI Kolombiya nehri kıyısında yaklaşık 6.000 dolarlık fidye parası buldu ve Cooper’ın sağsalim atlayıp atlamadığını sorgulamaya başladı. 4 ay sonra Richard McCoy adında yine bir uçak soyguncusu yakalandı ama suç mahallinde değildi. Başka bir şüpheli olan John List, soygun işine katıldığını inkar etti fakat sonradan cinayetten tutuklandı. Bugün FBI’da Cooper’ın parmak izleri mevcut ve suçluların parmak izleriyle karşılaştırılmakta. Fakat henüz bir sonuç alınamadı.

2. Gardner Müzesi sanat hırsızlığı
18 Mart 1990
Isabella Stewart Gardner, 1903 yılında Boston’da bir sanat müzesi kurdu. Müzede klasik ve çağdaş sanata ait geniş bir koleksiyon vardı. Polis kılığına giren hırsızlar, müzeye girerek, 200 milyon dolar değerinde sanat eserini alıp gittiler. Çalınan eserler arasında 3 Rembrant ve bir Vermeer tablosu da vardı. Kimse tutuklanmadı ama FBI 2005 yılında çeteye giden bir sanat hırsızlığını ortaya çıkardı. 1999 yılında Carmello Merlino ve David Turner adlı iki kişi bir zırhlı aracı soyma planından tutuklandılar. Yoğun polis sorgulamasından sonra bu ikisinin Gardner müzesi olayıyla ilgileri olduğu ve tabloları bir çete eliyle Avrupa’lılara sattıkları düşünüldü. Turner, reddederken, Merlino çekimser kaldı ve eserlerin nerede olduğunu bildiğini ima etti.

3. Japonya’daki milyonluk Yen soygunu
10 Aralık 1968
300 milyon Yen taşıyan dört Nihon Shintaku Ginko firması memurunu, bir polis, arabada patlayıcı var diyerek durdurdu. Adamlar arabadan indi, polis arabayı incelerken dumanlar çıktı ve polis adamlara koşmalarını söyledi. Adamlar koşarken, polis arabaya atladı ve parayla birlikte kaçtı. Sahte polis motosikleti dahil 100 parçalık ipucuna rağmen, suç mahallinden bir şey çıkmadı. 100.000 kişilik sorgu listesi yapıldı, bir tanesi 19 yaşında bir polis çocuğuydu. Çocuk intihara kalkıştı ve zaman aşımına kadar paranın izi bulunamadı. Daha sonra çocuğun arkadaşı başka bir suçtan tutuklandı ve kaynağını açıklayamadığı büyük miktarda parası olduğu anlaşıldı.

4. Bob Crane cinayeti
29 Haziran 1978
Hogan’s Heroes adlı tv dizisinin yıldızı Bob Crane’nin lisedeki sevgilisiyle mutlu bir evliliği vardı. Fakat yıllar geçtikçe, Crane’in evliliği çatırdamaya başladı çünkü adam, arkadaşı John Carpenter ile hayatın karanlık yollarına sapmaya başlamıştı. Arkadaşı elektronik üzerine çalışıyordu ve ikisi pornografi işine girdiler. Arkadaşlıklarının bittiği gün Crane soğukkanlılıkla öldürüldü. Cinayet aleti asla bulunamadı fakat diğer ipuçları Carpenter’ı gösteriyordu. Ayrıca, adamın kiraladığı arabada Crane’ninkiyle uyuşan kan izleri bulundu. 1992’de kanlara DNA testi yapılacaktı ama kanlar iyi muhazafa edilememişti. Dava ikisi arasındaki tuhaf ilişkileri de ortaya çıkardı ama adam beraat etti ve 1998 yılında öldü.

5. Jon Benet Ramsey’in öldürülmesi
25 Aralık 1996
Çocuk güzellik kraliçesi seçilen Jon Benet Ramsey, ailesiyle Colorado’da yaşıyordu. Noel’den sonraki gün, annesi Patsy, 118.000 dolarlık bir fidye notu buldu. Nota rağmen, polise gidildi ve sekiz saat sonra talihsiz, küçük kızın cesedi evlerinin bodrum katında bulundu. Polis kimsenin içeriye zorla girmediğini ve fidye kağıdının aileye ait olduğunu belirtti. Fidye miktarı babasının son çekindeki bonusun rakamıyla aynısıydı. Patsy’nin el yazısının da şüpheliler arasında olduğu iddia edildi. Ama polis, suçlunun evden biri olmadığını düşündü çünkü bodrum katta başka birine ait ayak izleri, tuhaf bir ip ve evdekilere uymayana DNA bulunmuştu. 2006 yılında polis Tayland’lı John Mark Karr’ı tutukladı. John, küçük kız ölürken onun yanında olduğunu söylemişti ama adamın DNA’sı uyuşmadı ve suçlu bulunmadı.
6. TUPAC SHAKUR ve BIGGIE SMALLS
7 Eylül 1996 ve 9 Mart 1997
Bu iki isim de çok ünlü Rap şarkıcılarıydı ve birkaç ay arayla öldürüldüler. Bir boks maçını izlemek için Vegas’a gelen Tupac, Death Row Records plak şirketinin kurucularından Suge Knight ile arabasına binerken Bir başka araba onlara ateş açtı ve Tupac’a dört kez çarptı! Benzer biçimde Biggie de Los Angeles’ta Peterson Otomotiv Müzesindeki bir partide eğleniyordu. Partinin erken biteceğini öğrendi ve arabasına giderken, iki araba yaklaştı, papyonlu bir adam Biggie’ye dört el ateş etti. Her iki cinayet de kalabalık yerlerde işlenmişti fakat hiçbir şüpheli yoktu. Bunun sebebi görgü tanıklarının korkmasıydı. Fısıltılara bakılırsa polis içindeki yozlaşma ve büyük bir komplo vardı. Bazıları da bir haksız rekabeti önlemek isteyen Suge Knight’ın her iki cinayetle de ilgisi olduğunu hissediyorlar.


7. Black Dahlia
15 Ocak 1947
Nişanlısı Matthew Gordon’un ölümünden sonra Elizabeth Short, Los Angeles’ta yaşamaya başlamıştı. Gelecek vaat eden bir sinema oyuncusu olan Elizabeth, son mektubunda bir film için seçmelere katılacağından bahsetmişti. 9 Ocak 1947’de Robert Manley, Elizabeth’i Biltmore Otel’e götürdü, birkaç sonra kadın ortadan kayboldu. 15 Ocak günü ise kadının cesedi bulundu, yüzü ağzının kenarlarından kulaklarına kadar kesilmiş bir haldeydi!
Siyah saçlarından ve esrarengiz cinayetten ötürü medya olaya ‘black Dahlia’ ismini verdi. Olayda birçok şüpheli vardı. Manley’nin yanı sıra, bir gece klübü sahibi olan Mark Hansen de baş şüpheliler arasındaydı. Bazıları cinayetten bir blok ötede oturan doktor olan Walter Bayley’i sorumlu tuttular, doktorun kızı, Elizabeth’in kızkardeşini tanıyordu, bazıları doktorun metresinin karanlık sırlar bildiğine inanıyorlar. Araştırmacılar cinayeti tıp bilen birinin işlediğine inanıyorlardı.


8. Karındeşen Jack
1888 Ağustos – Kasım
1888 yılında Londra’da Whitechapel semtindeki fahişeler öldürülmeye başlandı. Bilinen 5 kurban vardı. Diğer kurbanlar konusu tartışmalı. Tüyler ürpertici şekilde cinayetler işleyen katil kapı önleri, cadde, ahırlar gibi, ortalık yerlerde cinayet işliyordu bu bakımdan yakalanması kolaydı ama kesin şüpheli kimse yakalanmadı. Yıllar sonra ünlü yazar Lewis Caroll ve ressam Walter Sickert dahil pek çok isimden sözedildi. Scotland Yard’a karındeşen Jack imzasıyla pek çok mektup geldiyse de, gerçek olup olmadığını inceleyecek teknoloji o yıllarda yoktu. Olay hiçbir zaman çözülemedi.