| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
17 "coğrafya" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"coğrafya" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Deniz Suyu neden Tuzludur?

Yirminci yüzyılın başlarında bilim insanları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır. Yataklarındaki bu mineralleri ve içlerinde tuz bulunan kayaları erozyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu mineraller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez.
Bilim insanları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır.
Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir. Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim insanları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var.
Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır. Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim insanları Sodyum'un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor'un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.
Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim insanları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir,ama aynı zamanda denizdeki diğer kimyasallarla birleşerek, okyanus tabanındaki kayalar tarafından emilerek veya deniz suyunun çözeltisinden ayrılıp çökelti haline gelerek bir şekilde deniz suyunun içinden eksilmektedir.
Yüz milyonlarca yıl, eksiltme ve ilave etme yolu ile deniz suyunun tuzluluk oranını hep aynı tutan bu müthiş ayar gerçekten çok etkileyici.

Iğdır Ovası - Türkiyenin Ovaları

Yüzölçümü 3.588 Km.yi bulan bölgenin Ermenistan ile hududunu boydan boya Aras Nehri teşkil etmekte olup hattı 51 km.dir İl Dünya coğrafyasında eşine ender rastlanabilecek bir özelliğe sahiptir. Bir yandan yurdumuzun en büyük ve dünyanın sayılı büyük dağlarından biri olan büyük Ağrı Dağı'nın 5165 metre yüksekliğindeki buzullarla kaplı sivri tepeleri ile diğer taraftan yüksek Doğu Anadolu platosunda ortalama rakımı 800-900 metre arasında değişen ve turunçgiller ile Zeytin dışında her türlü meyve ve sebzenin bolca yetiştirilebildiği bereketli Sürmeli (Aras) çukurunu

bünyesinde iç içe barındırmaktadır. İlin güneyinde yükselen Ağrı Dağı'nın zirvesindeki Kar ile ovada yetişen pamuğun rengi soğuk ve sıcağı adeta yan yana getirmektedir. Bu özellikleri onu yurt sathında "Doğunun Çukur ovası" olarak tanınmasını sağlamıştır.

Doğu Anadolu gibi yüksek platolar ve dağlık bölgelerin geniş yer kapladığı bir bölgede bulunan İl gerek iklim gerekse Toprak ve Bitki örtüsü gibi tabii çevre özellikleri bakımından oldukça farklı özellikler gösterir.

Bölge Aras Nehri'nin birtakım birleşme boğazları ile birbirlerine bağladığı Depresyonlardan (çöküntülerden) birisini oluşturur Ancak bu depresyon bölgesi Aras nehri ve bu nehrin yatağı boyunca geçen Türkiye-Ermenistan sınırı tarafından hemen hemen iki eşit parçaya bölünmüştür. Sınırlarımız dışında kalan Erivan (Revan) ovası ile Iğdır Ovası''nın birlikte oluşturduğu bu depresyon bölgesinin tümüne "Sürmeli çukuru" da denilmektedir. Fakat yörede bu çukurluğun sınırlarımız içerisinde kalan kısmına "Sürmeli Çukuru" Ermenistan sınırları içerisinde kalan bölümüne ise "Sahat çukuru" adı verilmektedir.

Sürmeli Çukuru Arpaçay'ın Aras'la birleştiği Ergüder mevkiinden başlayıp Aras nehrinin ülkemiz sınırlarını terk ettiği Türkiye-İran-Nahcıvan sınırlarının birleşme noktasına kadar devam eder. Yükseltisi batıdan-doğuya ve güneyden-kuzeye doğru azalan bu çukurluğun merkezinde ığdır şehri kurulmuştur.

Aras nehri boyunca doğu-batı doğrultusunda uzanan ığdır Ovası Batı ığdır Doğu Iğdır ve Dil Ovası'ndan oluşmaktadır. ığdır Ovası''nın güneydoğuya doğru bir uzantısı durumunda olan Dil Ovası (Dil Ucu) aynı zamanda ülkemizin en doğu uç noktasını (44 48') oluşturur.

Bölgenin güneyinde kabaca batı-doğu doğrultusunda uzanan Orta Toroslar''ın uzantısı ve Munzur dağlarıyla başlayıp Karasu-Aras dağlarıyla devam eden dağlık kütlenin doğudaki bölümü yer almaktadır. Bu bölüm üzerinde yer alan dağlar sırasıyla batıdan doğuya doğru Durak Dağı(2811) m) Zor Dağı (3.196 m) Pamuk Dağı (2.639 m) (Pamuk Dağı geçidi ile Büyük Ağrı Dağı'ndan ayrılan Pamuk Dağı ve Zor Dağı batısındaki Asma Geçidi ile Durak Dağlarından ayrılmaktadır. Pamuk Dağı ile Zor Dağları arasında Çilli Geçidi bulunur.) Büyük Ağrı Dağı (5.165 m) ve Küçük Ağrı Dağı (3.986 m) dağlarıdır. Türkiye'nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı İran ile tabii bir sınır teşkil eder. Anadolu ile Asya'dan uzanan sıradağların bir nevi buluşma noktasıdır

Muş ovasının özellikleri - Türkiyenin ovaları

Muş ilindeki vadiler Murat ırmağı ve kollarınca açılmıştır. Bu vadilerin en önemlisi Murat Vadisidir. Muş il alanının yüzde 27.2'sini ovalar oluşturur. En önemlisi Muş, Bulanık, Malazgirt ve Liz Ovalarıdır.

1- Murat Vadisi
İl alanının kuzey batısında başlar. Başlangıçta kuzey güney doğrultulu derin bir boğaz biçiminde olan vadi sonra batıya döner. Bulanık ovasına girer. Vadi tavanı Muş ovasında genişler. Ovanın çıkışında yeniden derinleşir. Murat Vadisi Ulukaya Köyünün güneyinde il sınırlarının dışına çıkar.

2- Muş Ovası
Türkiye'nin en büyük ovalarından biridir. alanı yaklaşık 1650 km2'dır. Uzunluğu 80 km, genişliği ise 30 km' yi bulur. Basamaklı bir yapı gösterir. Ovanın güneyini Haçreş Dağları çevirir. Kuzeyde ise Şerafettin Dağları ve bu sıranın uzantıları vardır. Muş ovasının doğu ucunda Nemrut Dağı yer alır. Batı ucunda ise dağlık alanlar vardır. Muş ovası 3. Jeolojik zamanın miyosen dönemi ortalarına kadar bir birikinti iken yer kabuğu hareketleri sonucu bir çöküntü alanına dönüşmüştür. Bu alan sonraki jeolojik dönemlerde yeni Alüvyonlarla da örtülerek verimli bir alan durumuna gelmiştir.

3- Bulanık Ovası
İlin doğusundadır. Yüzölçümü 525,2 km2'dır. Bu ova Murat ırmağı boyunca uzanan ince bir şerit görünümündedir. Genişliği ancak birkaç km. olan ovanın uzunluğu yaklaşık 20 km. kadardır. Bulanık ovasında genellikle Tahıl ve bol miktarda koyun ve sığır yetiştirilmektedir.

4- Liz Ovası
Bilican Dağlarının güneyinden başlar Murat Irmağına kadar uzanır. Yüzölçümü 160 km2'dır. Dalgalı bir yapı gösterir. Rakım Murat Irmağına doğru artar. Geniş kesimi mera olan Liz Ovasında tahıl, koyun ve sığır yetiştirilir.

5- Malazgirt Ovası
Muş il alanının doğusunda yer alır. Yüzölçümü yaklaşık 450 km2'dir. Murat ırmağı ovanının kuzeybatısında geçer. Malazgirt ovası güneyde Süphan Dağı ve uzantıları ile Van Gölünden ayrılır. Yer yer bu dağlardan inen akarsularca yarılmış olan ova geniş bir bozkır görünümündedir.

Kristof Kolomb kimdir?

1490 yılında Kristof Kolomb, Hint Adaları'na giden yeni ve daha kısa bir yol bulma planını ispanya Kraliçesi Isabella ve Kral Ferdinand'a sunar. Kraliyet bu etkileyici planın incelenmesi amacıyla bir komite kurar.
Coğrafya uzmanları ve bilim adamlarından oluşan kalabalık bir heyet Kolomb'un planlarını inceler ve şu sonuca ulaşır: "Olanaksız!"
Buna rağmen yaptığı hesaplara ve elde ettiği bilgilere güvenen Kristof Kolomb, Kraliçe Isabella ve Kral Ferdinand'ı ikna ederek yolculuk için gerekli mali desteği sağlar.
En kısa sürede Nina, Pinta ve Küçük Santa Maria adlı gemileriyle yola çıkan Kolomb, ulaşılması olanaksız olarak görülen yeni topraklara ayak basarak o güne kadar düz olduğu düşünülen dünyayı birden yuvarlak hale getirmeyi başarır.

Türkiyenin Ovaları - Taybı Ovası ve özellikleri

Taybı Ovası

İskilip Taybı OvasıTaybı Ovası Çorum ilinin İskilip ilçesinde Kızılırmak havzasında bulunan topraklarının verimiyle bilinen bir ovadır. Rakımı 550-560 metre arasındadır. İskilip'in güneybatısında yer alır. Ova; Sungurlu Uğurludağ ve Çankırı topraklarına sınırdır.Ovada çeltik üretiminin yanısıra Arpa Buğday şekerpancarı ayçiçeği üretimide yapılmaktadır.

Obruk Barajı Su tutmaya başladığında bu ovada mevcut üretim çeşitleri ve şekilleri değişim gösterecektir. Gerek tarım arazilerinin azalması gerekse Havada yoğunlaşacak bağıl nem miktarı üretimi çeşitlendirecektir.

Ovanın faunasıda oldukça zengindir. Ovada yaşayan belli başlı kuş ve hayvan çeşitleri turnalar yeşilbaş ördekler karabataklar balıkçınlar üveyik ibibik sığırcık serçe kırlangıç leylek keklik bıldırcın Sibirya kazları'nın yanısıra tavşan yaban domuzu tilki ve sansar gibi daha pek çok hayvan yaşamaktadır.

Şimdiden yörede organik tarıma yönelik İskilip Belediyesi'nde destek verdiği İskilip'te kurulu bulunan İstarge (İskilip Tarımını Geliştirme) adlı sivil toplum kuruluşunun girişimiyle son yıllarda organik tarım konusu önem kazanmıştır. Hedeflenen değişim ova genelinde zirai ilaçlama yerine tümüyle biyolojik mücadele yapısını oluşturarak organik tarıma destek vermektir.

Turnalar Kızılırmak'ı yaşam alanı olarak kullanır. Özellikle kışı bu havzada geçirirler. Yöre halkı bu kuşları kutsal kabul eder ve gelin duvaklarında kullanır Allı Turna'nın al telini.Ova kendi zengin florası ile hayvancılık içinde önemli bir yerdir. Üretilen çeltik ve şekerpancarı atıkları ile bol Sulu ortam hertürlü yem bitkisininde yetişmesine elverişlidir. Organik tarıma parelel olarak organik sütçülükte ova köylerinde hızla gelişim göstermektedir. Ankara gbi büyük bir pazarın hemen yanında bulunan bu verimli ova adeta organik tarım ve gıda üretim yerine dönmektedir.Çiftçi ve köylü bilinçlendirilmeleri üniversite öğretim elemanlarınca 2001 yılından bu yana yapılmaktadır.

Akdeniz iklimin özellikleri nelerdir?

Akdeniz iklimi
yazları Sıcak ve kurak kışları ılık ve yağışlı geçen iklim türüdür. Yağış rejimi düzensizdir. Doğal Bitki örtüsü makidir. Maki yaz kuraklığına dayanabilen kısa bodur ağaççıklardan meydana gelen bir bitki topluluğudur.

Türkiye'de Akdeniz iklimi esas karakterini Akdeniz Bölgesi'nde Torosların denize bakan yamaçlarında 800-1000 metre yüksekliğe kadar olan alanlarda gösterir. Kıyı boyunca kuzeye gidildikçe karakterinde değişiklikler görülmekle birlikte kıyılar ve içeriye doğru uzanan grabenler boyunca görülür. Marmara Bölgesi'nde ise Güney Marmara kıyıları ile Trakya'nın Marmara kıyılarında görülür

Akdeniz iklimi
Görüldüğü yerler Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler ( Libya Mısır ve Lübnan hariç. Buralarda görülmeme sebebi yer şekillerinin engebesiz olmasıdır.) Avustralya’nın güneybatısı G. Afrika Cumhuriyetinde Kap bölgesi Şili’nin orta kesimleri ve Kuzey Amerika’da Kaliforniya çevresinde etkilidir.

Özellikleri
Yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır.

Yaz Sıcaklığı güneş ışınlarının düşme açısına kuraklık ise alçalıcı Hava hareketlerine bağlıdır.

En sıcak ay ortalaması 28-30°C en soğuk ay ortalaması 8-10 °C dir. Yıllık ortalama 18°C dir.

Kar yağışı ve don olayı çok ender görülür.

En fazla yağış kışın en az yağış yazın düşer.

Kışın görülen yağışlar Cephesel kökenlidir. Cephesel yağışlar en fazla bu ikimde görülür.

Yıllık yağış miktarı yükseltiye göre değişir. Ortalama 600-1000 mm arasındadır.

Bitki örtüsü maki dediğimiz bodur bitki topluluğudur. Maki; mersin defne kocayemiş Zeytin zakkum keçiboynuzu vb Bitkilerden oluşur.

Akdeniz iklimi yurdumuzda Akdeniz Ege G. Marmara ve G.D. Anadolu Bölgesinin batısında görülür. Ancak Akdeniz Bölgesinden uzaklaştıkça enlem yükselti ve karasallığın etkisiyle bozulmaya uğrar

Türkiyedeki Bitki Toplulukları Türleri

Relikt (Kalıntı) Bitki: 4.Zamandaki buzul devrinde yaşayabilen iklimlerin ısınmasıyla günümüzde dağların yüksek kesimlerindeki soğuk alanlarda yaşamını sürdüren eski devre ait bitkilerdir.

Endemik Bitki: Ancak Sıcak iklimlerde yetişen ama ülkemizde Torosların güneye bakan sıcak yamaçlarında yetişme ortamı bulabilen bitkiler.

Geniş Yapraklılar: Kayın,Kestane,Meşe, Dişbudak,Ihlamur, Kavak

İğne Yapraklılar: Ladin, Köknar, Sarıçam, Karaçam, Kızılçam

A – ORMANLAR
1.Karadeniz Ormanları: Türkiye ormanlarının %25’idir. nem ve Yağış fazla olduğundan çeşitlilik fazla ve Bitki örtüsü gürdür. Bu ormanlar;

Doğudan Batıya
Alçaktan Yükseğe
Kuzeyden Güneye doğru yükselti ve yağışın değişmesine paralel olarak farklılaşır.

2.Batı Anadolu Ormanları: Çanakkale Boğazı ile Ege Kıyılarını kapsar. Kuzeyde Karadeniz ormanlarındaki benzerlik güneye doğru Akdeniz ormanlarına dönüşür.

3. Akdeniz Ormanları: Karedeniz ormanlarından farkı kuraklığa dayanıklı olmalarıdır. Kıyıda 1000 m.lere kadar çıkan Maki kuşağının sona erdiği yerde başlayan orman kuşağı Toros Dağları boyunca uzanır. Sadece kuraklığa dayanabilen iğne yapraklı orman kuşağı yer alır. Bu ormanlar Karadeniz ormanları kadar gür değildir.

4. Doğu ve İç Anadolu Ormanları: İç kesimlerde sık olmamakla birlikte dağların yağış alan yüksek yerlerinde bulunurlar. Daha alçak yerlerde ise insanların tahribi sonucu yok edilmiş orman artıkları olan tek tük Ağaçlar vardır. (Antropojen Bozkır)

B – MAKİ
Akdeniz iklimi etkisindeki kıyı bölgelerimizde insanların tahrip ettiği orman kuşağının yerinde oluşan bitki topluluğudur. Makiler çalı yada ağaççık olarak tanımlanır. Yüzlerce çeşidi vardır. (Tesbih, Sandal, Zakkum, Delice Zeytin, Kocayemiş, Keçiboynuzu v.s. bazılarıdır. )

Makiler tüm kıyılarımızda görülür. Ancak Güney kıyılarımızdan Kuzeye doğru yükselti basamakları ve çeşitleri değişir. (enlemin etkisi) Akdeniz’de 800-1000m lere Ege’de 500-600m lere Marmara’da ise 300m’ye kadar yetişebilirler. Karadeniz’de ise Yalancı Maki dediğimiz Garigler yer alır.

C – BOZKIR
İklim şartlarının Ağaç yetişmesine uygun olmadığı yarı kurak yerlerdeki otsu, dikensi küçük çalı topluluklarıdır. İlkbahar aylarında

yemyeşil olan bu ot toplulukları, yaz kuraklığı ile sapsarı kurak ve çorak çalı topluluğuna dönüşür.

İç bölgelerimizdeki alçak (çukur) alanlarda yayılan bozkırlar yağışın arttığı dağ yamaçlarında yerlerini iğne yapraklı ormanlara bırakır. İç Anadolu’da bir çok yerde bu ormana geçiş kuşağı birden olmaz çünkü insanların tahribi sonucu eskiden orman olan alanlar tek tük ağaçlardan ibaret olan Antropojen Bozkırlara dönüşmüştür.

Doğu Anadolu’da yüksek platolardaki bozkırlar kurak bir yaz yaşamadıkları için yazın yemyeşil kalırlar. Bu yüzden buralarda büyükbaş mera hayvancılığı yaygındır.

D – DAĞ ÇAYIRLARI (Alpin Çayırları)
Ormanların yetişemeyeceği kadar soğuk ve az nemli yükseltilerde görülen yazın yeşeren kışın Kar altında kalan soğuğa dayanıklı ot topluluklarıdır.

Tahıl nedir -Tahil Çeşitleri nelerdir - Tahıl tarımı

ARPA
Buğdaygiller familyasından bir Bitki cinsidir.Arpa cinsinden olan türlerin uzunluğu çeşitli olmakla birlikte Buğday ve çavdardan daha kısadır. Kulakçıkları bibirinin üzerine kavuşacak kadar uzundur. Başağın uzunluğu da türlere göre değişir. Her başak boğumunda üç başakçık bulunur. Her başakçık da bir çiçeklidir. Harmanda başağın üzerini saran kavuz denen yaprakçıklar dökülmez taneler kavuzludur. Çıplak taneli Arpa türleri de vardır. Arpa tanelerinin Proteini ve yağı azdır hazmı kolaydır. Memleketimizde ‘Kara arpa' ve ‘Beyaz arpa' diye anılan iki cins Arpanın Unu birçok yerlerde Ekmek hamuruna katılır. Hayvan yemi olarak kullanılır. Ayrıca bira yapımında da ana Maddeyi meydana getirir.

BUĞDAY
Buğday tarihin en eski çağlarından beri insanların başlıca yiyeceğini meydana getiren Ekmeğin yapıldığı bitkidir. Bir çenekli kapalı tohumluların Buğdaygiller familyasından olan buğday kutuplardan başka her yerde yetişir. Daha çok orta yağışlı bol güneşli iklimleri killi kumlu killi-kireçli toprakları tercih eder. Yurdumuzda kışlık Buğdaylar sonbaharda ekilir kışın –10 dereceye kadar canlılığını muhafaza eder. Ertesi yıl baklagiller ekilirse Toprak kuvvetlenmiş olur. Aksi halde gübre vermek gerekir. Nadasa bırakılan Topraklar yağmurlar başlamadan önce sürülür. Ekin ya elle serpilerek veya makinelerle yapılır. Kışlık buğday eylül-kasım ayları yazlıklar da şubat-nisan arasında ekilir. Biçme işi orak tırpan gibi aletlerle veya biçer-bağlar makineleriyle yapılır. Buğdaylar sonra harmana götürülür döven veya harman makineleriyle dövülür. Samanlar rüzgarla savrularak tanelerinden ayrılır.

Buğday üç kısımdan meydana gelmiştir
1)Kökü saçak köktür
2)Sap kısmının içi oyuktur. Fakat dayanıklıdır
3)Gövdedeki her boğumdan bir yaprak çıkar.

Çiçekleri başak halindedir. Tozlaşma ayrı ayrı iki buğday arasında olur. Memleketimizde kavuzlu ve çıplak tenli olmak üzere başlıca iki cins buğday yetiştirilir. Çıplak tanelilerden de yumuşak ve sert buğdaylarla Polonya Buğdayı yetiştirilir.

DARI
Bir tahıl çeşididir. Tohumları bazı yerlerde buğday gibi besin maddesi olarak kullanılır. İlk darı tarımının Orta Asya'da Türkler tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Bir çeneklilerin buğdaygiller familyasından olan darı kuraklığa dayanan bir bitkidir. Afrika yerlileri besin maddesi olarak darıdan geniş ölçüde faydalanırlar. Darı kuş yemi olarak da kullanılır. Boza darıdan yapılır.

MISIR
Mısır Anavatanı Amerika olan bir bitkidir. Amerika'nın keşfi sırasında yerliler sadece mısır tarımı biliyorlardı. Mısır ilk defa 1520'de İspanya'ya getirildi oradan başka ülkelere yayıldı. Bugün Türkiye'de de çok yetiştirilen bir bitki olan mısır buğdaygillerdendir. Bitkinin boyu 15 –2 metreyi bulur. Yaprakla sap arasında meydana gelen mısır koçanlarının ortasında sert bir sap olur. Mısır taneleri bu sapın etrafına sıralanmıştır. Mısırda %67 nişasta %10 Azotlu ve %8 yağlı maddeler bulunur. Unundan ekmek ve çeşitli yiyecekler yapıldığı gibi nişasta glikoz ve ispirto yapımında da mısırdan faydalanılır.

PİRİNÇ
Buğdaygillerden bir bitkidir. Bol Su içinde yetişir. Bütün dünyada çok yaygındır. Çok eskiden beri de bilinmekteydi.Bugün ise özellikle Asya ülkelerinde halkın başlıca gıdasını teşkil eder. Uzak Doğu ülkelerinde kutsal bir ürün sayıldığı için yetiştirilmesi ve toplanması sırasında dini törenler tertiplenir. Batı'ya ise İranlılar tarafından getirilmiştir. Yunanistan ve Roma'da önce ilaç olarak yetiştirilmiş besin olarak faydası daha sonra anlaşılmıştır. Kabukları bol vitaminlidir. Kabuğu çıkarılmamış pirince çeltik denir. Yıllık bir bitkidir. Çok Sıcak bölgelerde iki yıllık da olabilir. Boyu 1- 15 arasındadır. Önceleri dik taneleri olgunlaşınca eğik durur. Pirinç tarlaları uzaktan bataklığı andırır. Bu yüzden sıtmaya sebep olduğundan yetiştirilmesi bazı şartlara bağlanmıştır. Buna rağmen yurdumuzda en çok yetiştirilen bitkilerdendir.

Dünyada pirinç yetiştirmeye en elverişli yerler
Dicle Fırat Ganj Nil Mississipi nehirlerinin çatalağızlarıdır. Dünyada kullanılan pirincin dörtte üçü Hindistan'da yetişir. Afrika'da ise Mısır başta gelir

Yurdumuzda yetiştirilen pirincin başlıca çeşitleri şunlardır: Kılçıksız çeltik (Maraş çevresinde yetişir. Verimli ve dayanıklıdır.) sarı çeltik (sarı kılçıkları vardır. Çok verimli ve değerlidir.) ak çeltik (beyaz kılçıklıdır) amberbu (İran'dan gelmiştir.Uzun taneli güzel kokuludur.) mısbak (uzun taneli makbul bir cinstir) kara kılçık (küçük yuvarlak ve tanelidir. Koyu kırmızı kılçıkları vardır) kırmızı çeltik (açık kırmızı kılçıklı az verimli ve dayanıksızdır) kasım beyazı (beyaz taneli dolgun lezzetli ve dayanıklıdır. En çok Bursa civarında yetişir.) Japon pirinci (ufak taneli ve verimlidir) onsen pirinci (taneleri harelidir.Kılçıksız ve çok makbuldur)

ÇAVDAR
Önemli bir tarım bitkisidir. Çok önemli olmayan Topraklarda yetiştirilebilir. Birçeneklilerin buğdaygiller familyasındandır. Tarımı ancak Miladın ilk yıllarında başlamıştır. Yerine göre eylül veya ekimde ekilir daha çok Buğdayın iyi yetişmediği yerlerde yetiştirilir. Bakımı toplanışı Buğdayda olduğu gibidir. Unu buğday unundan daha esmer olur. İçinde daha az nişasta vardır. Şeker hastalığı olanlara tavsiye edilir. Sapları taze veya kurutulmuş olarak çiftlik hayvanlarına yedirilir. Tanelerinden Alkol elde edilmesinden de yararlanılır. Ayrıca eczacılıkta kanamalara karşı ‘ergotin' denilen bir madde elde edilir. Kurutulmuş sapları şapka sepet gibi hafif eşyalar yapılmasında kullanıldığı gibi sağlam olanlarından hasır iskemlelerin oturulacak yerleri örtülür.

YULAF
Buğdaygillerden bir bitkidir. Başakları salkım gibi aşağı sarkar. nemli ve ılık yerlerde yetişir. Kökleri 50sm. kadar derine gider. Birçok çeşidi vardır. Çok kuvvetli bir besleyicidir. Hastalara ve çocuklara da verilir. Fakat genellikle hayvan yemi özellikle at yemi olarak kullanılır.

NOHUT
Taneleri yenen bir bitkidir. Yurdumuzda çok yetiştirilir. Baklagiller familyasındandır. Baklamsı olan taneleri bol nişastalıdır. Genellikle kurutulup yenir. Tanelerinden leblebi de yapılır. Küçük taneleri hayvanlara yem olarak verilir

AyÇiçeği nedir - Ayçiçeği Tarımı nasıl yapılır

Ayçiçeği dünyada ve Türkiye'de en önemli yağ bitkilerinden biri olup Türkiye'de genelde yağlık olarak yetiştirilir. Yağlık olarak ekiminin % 70'inden fazlası Trakya ve Marmara bölgesindedir.

iklim ve Toprak istekleri
Ayçiçeği yetişme periyodu boyunca (100-150 gün) 2600-2850 °C civarında toplam Sıcaklık ister. Derin ve kazık kök sistemine sahip olması nedeniyle kuraklığa dayanımı fazladır. Her türlü Toprakta yetişmesine rağmen iyi drenajlı nötr PH (65 - 75)'a sahip ve Su tutması yüksek toprakları daha fazla sever. Taban Suyu yüksek asitli topraklardan hoşlanmaz. Tuzluluğa dayanması ortadır.

Ayçiçeğinin çimlenmesi için en az toprak Sıcaklığı 8-10 °C olmalıdır. Bu nedenle genelde Nisan ayı başı-Mayıs ortası arasında ekimi yapılır. Erken ekim verimi önemli ölçüde arttırır. Ayçiçeği soğuğa dayanıklı olup genelde ilk donlardan 4-6 yapraklı devreye kadar zarar görmez. Ancak ısının -4 °C nin Altına düşmesiyle oluşan dondan oldukça fazla etkilenir.]]

Gübreleme Optimum verim için bölge koşullarında yapılan araştırmalarda 7-8 kg. saf Azot (N) ve aynı miktarda fosfor yeterli olur. Ancak Sulu koşullarda bu miktarları arttırmak gerekir. Toprak analizi yapılıp tarlanın besin Maddesi içeriği belirtildikten sonra gübre uygulamak son derece önemlidir. Eğer toprakta yeterli miktarda fosfor varsa 7-8 kg. saf Azotu içeren 15-16 kg. üre (% 46 N) veya 25-30 kg. Amonyum Nitrat (%26 N) gübresi serpilerek karıştırılır ve ardından ekim yapılır. Eğer toprakta genelde potasyumca zengin olması nedeniyle bu besin maddesine içeren gübre tavsiye edilmez. Ancak toprak tahlil sonucu bu besin maddesinin eksikliği belirtiliyorsa topraktaki mevcut duruma da bağlı olarak yeterli miktarda 15-15-15 gübresi uygulamak gerekir. Çünkü kompoze gübrelerin üzerindeki üç rakam sırasıyla N-P-K yani Azot - Fosfor - Potasyum besin madde oranına göre ucuz olan gübre tercih edilmelidir.

Ekim ve tohumluk
Ayçiçeği tarlasıİyi bir tohum yatağı hazırladıktan sonra ayçiçeğinde pnömatik mibzerlerle ekim yapılır. Yapılan araştırmalar sonucunda; sonbaharda soklu pulluk ile sürüm ilkbaharda kazayağı ve ardından tırmık ile yapılan tohum yatağı hazırlığı en ekonomik toprak işleme yöntemi olarak belirlenmiştir. Yabancı ot ilacı icin genelde trifluarin terkipli ilaçlar ekim öncesi uygulanır. Ancak ilaç uygulandıktan sonra mutlaka tırmık veya benzeri bir ikinci sınıf toprak işleme aletiyle karıştırılmalıdır. Ayrıca yabancı ot mücadelesi için Bitkiler 25 - 30 cm. olduğu zaman çapa makinesi ile ara çapası yapılır.

Yapılan araştırmalar sırı arası 70 cm. ve sıra üzerinin 30-35 cm. olduğu bir ekim sıklığıyla sağlanan 4500-5000/ca/da civarında bir Bitki populasyonunun en yüksek verimi verdiğini ortaya koşmuştur. Hibrit tohumluklar yüksek verim potansiyeline sahip aynı günlerde çiçeklenip olgunlaşır ve aynı kalitede ürün veririler. Piyasada değişik firmalara ait birçok yağlık hibrit ayçiçeği çeşidi bulunmaktadır. Tohum iriliği arttıkça dekara atılacak tohum miktarı da artar. Aslında iri tohumun özellikle uygun olmayan iklim ve toprak koşullarında çimlenme gücünün biraz daha fazla olmasından başka bir avantaja sahip değildir. Dekara atılan tohum miktarı tohum iriliğine bağlı olarak 400 gr/da civarındadır.

Ayçiçeği topraktan fazla miktarda besin maddesi kaldırır. Bu nedenle üst üste ayçiçeği ekiminden kaçınılmalıdır. Bundan dolayı genelde Buğday-Ayçiçeği ekim nöbeti uygulanır.

Tablanın biraz eğik olması yani yere doğru bakması kuş zararını ve güneşten kaynaklanan tabla yanıklığını azaltır. Bu nedenle bu tip hibrit çeşitler kuş zararının yoğun olarak hissedildiği yerlerde tercih edilmelidir.

Sulama Ayçiçeği bitkisinin su ihtiyacı yetişme periyodu boyunca yaklaşık 700-800 mm. civarındadır. Bu nedenle yüksek ve arzulanan verimi alabilmek için yağışın az olduğu yıllarda aradaki farkın sulamaya uygun yerlerde mutlaka sulama suyuyla verilmesi gerekir. Toprakta Bitkilerin su ihtiyaçları toprak tansiyonemetresiyle ölçülür. Ayçiçeğinde en hassas devre çiçeklenme öncesi tablaların oluşmaya başladığı devre ile süt olum devresi arasıdır. Bu devrede oluşan suya olan stres verimde geri gelmeyecek kayıplar ortaya çıkarır. Özellikle suya duyulan bu ihtiyaç çiçeklenme zamanında en üst seviyeye çıkar. Bundan dolayı bu devrelerde yağış yoksa yüksek verim için ayçiçeği mutlaka sulanmadır.20'şer Gün arayla yapılan sulamaların verimi arttırdığı Denizli Baklan Ovası'ndaki Dağallı çiftçiler tarafından denenmiş ve görülmüştür.

40 cm olduktan sonra her 20 Günde bir sulama yapılmalıdır.Eğer sulama yapılacaksa bitkiler 45-50 cm. boyunda bir sulama tabla teşekkül ettiği devrede süt ve olum devresinde yapılacak olan birer sulama ile toplam üç defa su verilmesi verimi %100 oranında arttırır. Özellikle sulanan alanlarda dekara atılan bitki sayısını ve verilecek gübre miktarını bir miktarı arttırmak verim artışı için gerekli diğer faktörlerdir.

Hastalık ve zararlıları Ayçiçeğinin en önemli zararlısı orobanş parazitidir. Ancak bu parazite dayanıklı hibritler piyasada mevcuttur. Bunun yanında diğer hastalıklar ayçiçeği mildiyösü sap kök ve tabla çürüklükleridir. Ayçiçeği mildiyösüne karşı hibrit tohumlar ilaçlı olup ancak özellikle sulu alanlarda ortaya çıkan Slerotinia'ya karşı dayanıklı çeşit olmayıp ilaçlı mücadelesi de yoktur. Ülkemizde ekonomik zarar eşiğini aşan ayçiçeği zararlıları şu an için mevcut değildir.

Hasat Ayçiçeği tablasının arkası ve brakte yapraklarının % 50'si kahverengi renge dönüştüğünde ayçiçeği fizyolojik olgunluğa erişmiş olur. Ancak hasadın yapılabilmesi için ablanın gövdenin ve yaprakların tamamen kahverengi renge dönüşmüş olması ve tanedeki nem oranının % 9-10'a düşmesi gereklidir. Çünkü ayçiçeği yağlı tohuma sahip olduğu için yüksek nemde depolandığında taneler kısa zamanda kızışır ve bozulur. Bu nedenle hasatta tane neminin % 10'un altında olması son derece önemlidir. Zamanında yapılmayan hasat özellikle bazı çeşitlerde tane dökmeye sebep olacağından ayçiçeği hasadı fazla geciktirilmemelidir.

Peri Bacaları nasıl Oluştu?

Roma İmparatoru Augustus zamanında Antik Dönemyazarlarından Strabon Kapadokya Bölgesi'nin sınırlarını güneyde Toros Dağları, batıda Aksaray, doğuda Malatya ve kuzeyde Doğu Karadeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir bölge olarak belirtir. Bu günkü Kapadokya Bölgesi Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya Bölgesi ise Uçhisar, Göreme, Avanos, Ürgüp, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden ibarettir.
VOLKANLARIN PATLAMASI VE JEOLOJİK OLUŞUM

Kaya yapısı:

Kapadokya Bölgesi'ndeki Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ jeolojik devirlerde aktif birer volkandı. Bu volkanla birlikte diğer çok sayıdaki volkanların püskürmeleri Üst Miyosen'de ( 10 milyon yıl önce) başlayıp, holosen'e (Günümüze) kadar sürmüştür. Neojen gölleri altındaki yanardağlardan çıkan lavlar, platoda, göller ve akarsular üzerinde 100-150m. kalınlığında farklı sertlikte tüf tabakasını oluşturmuştur. Bu tabakanın bünyesinde tüften başka tüffit, ignimbirit tüf, lahar, volkan külü, kil, kumtaşı, marn aglomera ve bazalt gibi jeolojik kayaçlar bulunmaktadır. Ana volkanlardan püsküren maddelerle şekillenen plato, şiddeti daha az küçük volkanların püskürmeleriyle sürekli değişime uğramıştır. Üst Pliosen'den başlayarak başta Kızılırmak olmak üzere akarsu ve göllerin bu tüf tabakasını aşındırmaları nedeniyle bölge bugünkü halini almıştır.
Peri bacaları nasıl oluştu:

Vadi yamaçlarından inen sel suşarının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla "Peribacası" adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üsy kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır. Daha çok Paşabağı civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır. Kapadokya Bölgesi'nde erozyonun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır. Peribacaları en yoğun şekilde Avanos- Uçhisar-Ürgüp üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır. Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin, Güllüdere, Göreme, Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir.
Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 600x252 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayın

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 600x191 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayın

Yukarıdaki resim adeta peribacaları müzesi olarak nitelendirilen Avanos'un Paşabağı mevkiinden çekilmiştir. Peribacalarının oluşumu ndan olgunlaşıp bozulmasına kadar bütün evreler görülmektedir.